Konu samimiyet, iş hayatında en çok özlediğim hissiyat.

Yaşadığım, yaşandığına tanık olduğum ortaya karışık birşeyler yazdım.

Ajansta şunlara üzülüyor insan;

–         İnsanlar yavaş yavaş açık ofislerde kafalarını kaldırmadan, birbirinin yüzüne bakmadan sevimli hayalet casper gibi çalışanlara  dönüşmeye başladı. Bir ajansta kaldığın / kalabildiğin süre en fazla 2 sene. Hayalet gibi dolaşıyoruz sektörde.

–          Günlerce çalışıp iş sunuyoruz, pat “Biz düşündük de bunu istemiyoruz da şunu istiyoruz efem.” diyen müşteri karşısında ne olur  “Yalnız aldığımız brief bu değildi, ekip yan odanın brief’ini mi çalıştı sanki?” desen, çalışanının emeğini savunsan. “Olur tabi onu da yaparız. Ne iki günümüz mü var, olsun yetişir.” diyip ajansın duruşunu yerle yeksan etmesen? İki gurur yapsan?

–        Ekip dediğin ailedir. Omuza omuza, dirsek dirseğe, kafa kafaya çalıştığın adam fikir beğenilmeyince, bir bakıyorsun müşterinin ya da iç toplantıda yöneticinin yanında seni yalnız bırakıyor. Ben kurtardım kendimi sen düşün hallerinde. Yahu bu “boktan” fikri beraber bulmadık mı? Neden yapıyorsun bunu neden? Ben vericem psikolog vizite ücretini bak samimiyim. Yeter ki iyileş.

–         “Arkadaşlar bu mükemmel fikir bizden çıktı. İçim çok rahat gidiyorum sunuma.” cümleleriyle toplantıya gitmişken, sunumdan sonra müşteri burun kıvırdığı anda fikri savunmak yerine “Tam olarak hangi kısmını beğenmediniz? Hmm tabi değişebilir zaten bunların hepsi taslak.” dediğinde bize değil kendine olan güvensizliğinin kokusu yanımıza gelip oturuyor, o derece.

–          “Günaydın, iyi akşamlar” insanı olmayabilirsin, demek zorunda da değilsin. Ama tanımadan etmeden sana “Günaydın” demişim. Derler ya Allahın selamıdır, al geç ne olacak? Bir kafa salla tepki ver yahu. Öldüm de haberim mi yok?

–           Yeni gelen ekip insanı  ya da stajyer 12.30’da bomboş ajansta ya da kafede tek başına yemek yiyor. Ne var “Haydi gel sen de, biz şuraya gidiyoruz” desen? Nobranlığını bir kenara bırakıp biz de böyleydik diyip büyüklüğünü göstersen? Kendini mi davet ettirsin! 🙁

–           Kapalı kapılar ardında alınan kararlar yüzünden toplantılari iç değerlendirmeler sarkar. Sarkar da sarkar. Sank akrabanı ameliyata almışlarda durumunu çok merak edercesine gözünü kapıdan ayıramıyorsun. Akıbetimiz ne olacak, akşam burada mıyız, rezervasyonu iptal edeyim mi?

–          Yeni yapılanma ifadesini duyduk mu içimiz ürperiyor artık. Ne çıkacağı belli olmuyor.

–          Ekip kuruyorsun size güveniyorum diyorsun sonra yapılan çalışma, koyulan noktaya kadar onayından geçiyor. Nerede kaldı insiyatif, nerede kaldı güven? Ben insiyatif almadan senin güvenini nasıl kazanacağım? 

Şunlar olduğunda da sevinçten gözlerin dolar;

–          Kafan  atık, üzgün, canın sıkkın iş göremez haldeyken “Sen git abi bugünlük ben hallederim.” diyen ekip arkadaşın varsa,

–          Gece körü çalışmaktan gözleri  akan, bir yandan da arada geçen geyiklere gülmekten gözleri yaşaran ekibin varsa,

–          “Hata mı yaptın? Hallederiz. Dur şimdi ben yaziyim müşteriye de sana saldırmasınlar.” diyen direktörün/müdürün varsa,

–          Sunulan fikirlere çöp muamelesi yapıldığında ne diyeceğini bilemeden önüne bakan junior’ını çaresizliğiyle baş başa bırakmayan yöneticin varsa,

–          Seninle yemeğe gelme insancıllığını gösterip, “Toplanın gençler.” diyip iki muhabbetin belini kırıp, kahkaha attıran, seninle dertleşen, snob olmayan kreatif direktörün varsa,

–          Yaz sıcağında çalışan ekibi için girişe soğuk soğuk meyveler aldıran, akşamüstü midesi  kazınan ekibini çayın yanında zeytinli kaşarlı simitle sevindiren, sabah bedeni uyanık ama beyni uyuyanlar için girişe sıcak poğaça ve açma koyduran ajans yönetimin varsa,

–           Gün içinde birbirini hırpalayan herkesin, akşamında “Ya ben öyle demek istemedim”, “Ya boşver ben de sinirliyim işte kişisel algılama” günah çıkartmalarıyla içip eğlendiğin bir ajans ortamın varsa,

–          İçinde sahaflarda bile bulamayacağın nadirlikte ve değerde, her türlü beyin jimnastiği yapabileceğin kitapların olduğu bir kütüphane hediye eden ajans yönetimin varsa,

–          Size bırakıyoruz, tasarım bizim alanımız değil diyen müşterin varsa.

Liste uzar, her ikisi için de.

Tek bildiğim yeni jenerasyonun profesyonellik anlayışının: Poker face olmaktan değil,

“Abi bak ben şuna şuna sinirlendim sen neden üstüne alınıyorsun”

“Ya çalışacaksak çalışalım işten kaçtığım yok ama şuna şuna ifrit oluyorum”

Çok arabesk kaçabilir ama iyi ifade ediyor: “Ben senin işine emek veriyorum sen de ekmeğimle oynama”

gibi diyaloglardan geçtiği…

Yani samimiyet arayışındayız.

Ben mesela nerede samimi insan görürüm ofiste, yanında biterim. Hep yüzü gülen ya da  ifadesinden ne hissettiğini anlamadığın insan çok korkutucu bence. Profesyonellik diyorlar da “Güvenemediğin insan profesyonel midir?” sorusunu sordurmuyor mu?

Bir bilseler bize güvenenin, bize içten, samimi olanın güvenini asla sarsmayacağımızı, haz etmiyor olsak bile yarı yolda bırakmayacağımızı…

PELİN ERGÜN YAZDI

Leave a Reply