Yazarı Twitter’da:

Değerli üyelerimiz,

lokalimize hoş geldiniz. Bugün size çekirdek ve taverna müzik eşliğinde bir markanın iletişim stratejinin eleştirisini sunacağız. Yapacağımız bu eleştiri, markanın itibarını zedelemeye yönelik değil aksine en doğal hakkımız olan ‘eleştiri hakkının’ tecellisinden ibaret olacaktır.

Fetöcü değiliz, markaya bir kumpas kurmuyoruz, Ülker’i seviyoruz, seçilmiş iktidara sonsuz saygımız var, milli iradenin yanındayız ve elbette Atatürkçüyüz!

Umarım Ülker ve danışmanları beni de Fetöcü olarak nitelendirip bu yazı yüzünden saçma bir hukuki süreç başlatmazlar ya da aynı şekilde ajans tarafından böyle bir hamle olmaz. Belki hatırlayanınız vardır, Sabancı’nın Cumhuriyet Bayramı reklamını eleştirdim diye ajanstan ihtar yemiştim kıymetli okuyucular. Bu krizde de ajans da Ülker de suçsuzum diye haykırıyor, hepsi kendini eleştirenleri mahkemeyle tehdit ediyor fakat ben mesleki açıdan gireceğim konuya, bakalım kim vurduya gitmeyiz inşallah 🙂

Bu ülkede eleştiriye zerre kadar tahammül edilmediğini bilsem de ben yine de Ülker’i ve saçma sapan reklamlarını eleştirmeye devam edeceğim.

Kemerleriniz takılıysa, çıkarın lütfen. Kalkıyoruz!

Vakti zamanında şu şekilde bir yazı yazmıştım. Mutluluk kavramının sahiplenilmesi üzerine kaleme aldığım bu yazının tarihi Kasım 2015. Resmen selektör yapmışız Ülker’e fakat önleyemedik kazayı: Eti ve Ülker’in Mutluluk Düellosu

Soru 1: Ne oldu da ortalık bu denli karıştı?

Cevap çok basit. Ülker, muhtemelen markasının tüm dizginlerini ajansına bırakmış olacak ki 1 Nisan yaklaşırken ‘Küçük Kardeş Olmak‘ adlı bir kampanyayı yayına aldı. Gerek fikir olarak gerek yaratıcılık olarak rezalet bir işe maruz kaldık. Muhtemelen ekşi’de açılmış bir başlıktan feyz alınan bu kampanya için, an itibariyle kapatsalar da, şöyle bir site kurdular. (www.kucukkardesolmak.com) *Şu da kenarda dursun: (2005’te ekşi’de açılan bir başlık)

Yetmedi, tonla para döküp tv’de reklam yayınladılar. Hiçbir fikri temeli olmayan, yaratıcılıktan uzak, ‘yapılmasına ne gerek vardı’ çığlıkları attıran, ‘bu gereksizlik nedendir, niyedir, niçündür’ nidalarıyla izlediğimiz ve izlerken gözlerimizi kısıp yüzümü ekşittiğimiz bu kampanya öyle bir yola girdi ki; iş artık reklamı yaratan ajansın da kontrolünden çıktı ve hooooop halkla ilişkiler ajansının kucağına düştü. İşte böyle bereketli bir ülkedir Türkiye. Herkese ekmek var bu ülkede.

Gelgelelim 1 Nisan islam alemi için pek hayra alamet şeyler çağrıştırmıyor. Aslında bu krizin temelinde biraz müslümanların katledildiği bir gün olduğu düşünülen 1 Nisan’a özel bir reklamın yapılması biraz da ‘acaba bu bir darbe çağrısı mıydı’ paranoyaları yatıyor. 1 Nisan’ın bir ‘Hile Günü‘ olup olmadığı tarihsel açıdan tartışmalı bir konudur, bu yüzden hiç girmeyelim o konulara, çok değişik rivayetler var. Araştırabilirsiniz.

Velhasıl, reklamın bir darbe çağrısı olduğunu iddia eden bir takım odaklar, öyle büyük bir etki yarattılar ki Kısıklı’da toplanan insanlar teremyağ bıçaklamaya, çokoprens idam etmeye kadar getirdiler bu tepkileri. Evet, teremyağ bıçaklamaktan bahsediyorum. Vakti zamanında, Zaman gazetesinin yaptığı ‘sirenli-bebekli‘ ve darbe sübliminalli bir reklammış gibi lanse ettirilen Ülker reklamı yüzünden millet ‘ulan yine mi darbe oluyor’ hissine kapılarak neye uğradığını şaşırdı özetle ve konuya siyasiler girince olayların rengi iyice değişti.

Bakınız konu şu ciddiyette tüm hızlıyla devam ediyor;


Tam nefes alacaktık, herkes bir sakinleşmişti ki Ülker yine mermiye kafa atan apaçi edasıyla bir açıklama daha yaptı ve hem ajansıyla hem de kendi ekibiyle yolların ayrıldığını belirtti. Yolların ayrıldığı ajans TBWA mi yoksa Plasenta mı orası tam bir muamma. (Küçük Kardeş Olmak reklamları Plasenta‘ya ait, ‘Mutluluk Her Yerde’ konsepti ise TBWA.)

Onlar da şu şekilde efendim;


Ve yine, yapılan bu amatörce açıklamayı anlamaya çalışıyorduk ki konuya Ülker Golf’ün Ceo’su da dahil olunca mindfuck seviyemiz bir tık daha arttı; bu bilgiye göre TBWA zan altında bırakılmış ve tüm oklar bu ajansa yöneltilmişti. Halbuki yukarıda bu işi yapan ajansın farklı bir ajans olduğunu belirttik zaten. Bunu unutmadan devam edelim lütfen;


Yahu kimin eli kimin cebinde derken, ihaleyi ajansa bırakmak isteyen Ülker’e cevap ‘Mutluluk Her Yerde’ stratejisini oluşturan ve Ülker’e hizmet veren ajanstan geldi ve o anda işler iyice içinden çıkılamaz bir hal aldı;

Buyrun Ülker’in ajansının açıklaması;


Bu da yine aynı ajansın o meşhur reklamı ‘madem yapan ajans o değilse‘ neden paylaştığı karmaşası;


Edit: Bu da 06.04.2017 tarihinde Plasenta tarafında yapılan açıklama. En son açıklama onlardan geldi. Tarafsızlık ilkesi gereği bu açıklamayı da buraya ekliyorum.

***Eğer okuduğumu yanlış anlamıyorsam, açıklamada bahsi geçen ve ısrarla ‘başka/diğer ajans’ şeklinde ifade edilen ajans, çatı stratejiyi de oluşturan TBWA İstanbul. Plasenta’nın açıklamasından anlaşılan, Plasenta her şeyi ana ajansın yönlendirmesiyle yaptı. Ben bunu anlıyorum bu açıklamadan.


Konuyu en kısa şekilde böyle özetleyebilirim size. Parmaklarım alev aldı, bu kadar yeterlidir diye düşünüyorum. Ben işin komplo tarafıyla ilgilenmiyorum. Ülker’in böyle bir amaçla reklam yapacağına zaten inanmıyorum, zannımca ve tanıdığım kadarıyla ajanslar da girmez bu topa, ne TBWA ne Plasenta darbe uğruna yakmaz itibarlarını, buna gönülden inanıyorum.

E peki Zaman gazetesinin ajansı olan Vietnam, o bebekli reklamı niye yaptı, niye bu topa girdi diye sorabilirsiniz? Bu gerçekten mükemmel bir soru olurdu. Bunu bana değil, o reklamı yapanlara sormak gerekir.

Her neyse demek istediğim bu reklam, kalitesizliği ve ucuzluğuyla, yaratıcılığa ve Türk reklamcılığına koca bir darbe vurdu diyebilirim. Beni ilgilendiren darbe, bu darbedir. Aksi imalarla işim yok!

Bu iş, altı üstü bir reklamdır. Bu işe komplo teorileri yüklemek, temelindeki kalitesizliğin göz ardı edilmesi anlamına gelir.

Arkadaşlar, bu iş kalitesiz bir iştir. Mesnetsiz, yapmış olmak için yapılan, çıtası düşük ve bu denli büyük bir markaya yakışmayacak bir iştir. Diğer tüm komplo teorilerini bir kenara bırakıp olaya bu açıdan bakmanızı öneririm.

Soru 2: Krize sebep olan asıl reklam hangisi?

İşte bu: Öcü gibi bir sesle, trol yüzlerle, en başından beri garip olan ‘çocuklara intikam duygusunun aşılandığı‘ bir stratejiyle birlikte şöyle bir film Ülker’in resmi hesabından önce yayınlandı, sonra silindi. Hayır, şaka yapmıyorum. Önce yayınladılar, sonra sildiler. Bu reklamı iletişimcilerle birlikte psikologların da ayrıca analiz etmesi gerekir.

Bakın yapanları bir kenara bırakıyorum. Yapana kızmıyorum çünkü ajans bu sonuçta, iş yapacak ki para kazanacak. Benim anlayamadığım konu; bu işi onaylayan, sonra yayınlanmasına yetki veren ve daha sonra işler istenildiği gibi gitmeyince ‘bize kumpas kuruluyor‘ diye basın açıklaması yapan, o kravatlı abiler, o topuklu ablalar ne yer, ne içer?

Şapkamızı önümüze koyalım değerli dostlar; her yapılan iş iyi iş değildir. Yapan büyük bir marka ya da büyük bir ajans olsa dahi… Kötü iş diye bir şey yok mudur yani? Neden her yapılanı, her üretileni bu kadar körü körüne savunuyoruz? Biri de çıkıp desin ki ‘kalitesiz bir iş ürettik‘ özür dileriz. Konu o an, anında kapanır yahu. Biliyorum, bu farkındalık henüz oluşmadı bu topraklarda. Bu yüzden uzunca bir süre daha, hatalarını kabul etmekte bir dünya markası olan ve her olayda kameralar karşısında rükuya giden Japonlara gıptayla bakmaya devam edeceğiz.

Sadece soruyorum;

Ülker’in ürünlerini kullanan birisiyim. Ne sahibiyle ne ajanslarıyla herhangi bir sorunum yok. Bazılarının zannettiği gibi kimseye kin tutmuyorum. Allah çarşılarına pazar versin modundayım yani, banane arkadaş. Önüme hangi çikolata çıkarsa onu alırım. Eti de olabilir, Ülker de Torku da… Fakat önüme konulan her reklamı sessizce izlemem. Ben üretilen işin muhteviyatına yorum yapıyorum ve bu kalitesizliğin sebeplerini sorguluyorum, bu kadar mı gereksiz, bilgisiz, yetersiz insanların eline bırakılıyor bu markalar? İnanmayan varsa şu şekilde devam etmek istiyorum. Bakın aşağıdaki tweet; kocaaaa bir markanın resmi sosyal medya hesabından ergen ağzıyla yazılmış, buyrun:


Ya sevgili kardeşim, Ülker’im, ciğerim, ajansım, sosyal medyacım;

  • Ne tedbiri alacaksın? Ajansını mı değiştireceksin? Değiştir. Marka müdürünü, pazarlama direktörünü mü kovacaksın? Kov. Alacağın en düzgün tedbirler bunlar olabilir, başka ne tedbiri alacaksın? Şirketin önüne TOMA mı çekeceksin, markanın önünü dozerle mi kapatacaksın? Bir marka, yaptığı bir reklam yüzünden nasıl bir tedbir alabilir başka?
  • Bak en güzel tedbir nedir biliyor musun? Her boka iletişim yapmamak. Yırtık dondan çıkar gibi önüne gelen günde iletişim yapar ve önüne sunulan her fikre balıklama atlarsan olacağı bu.
  • Güzel kardeşim sen kocaman markasın İşte, Hayret, Önce Sen Kapat ergenliğiyle hedef kitlenle konuşmaya utanmıyor musun? Yukarıda paylaştığımız reklamı da kendi hesabından önce yayınlayıp sonra silen sen değil misin? Bize niye kızıyorsun? Biz elinde çekirdek sizin saçmalıklarınızı izleyen gariban insanlarız.
  • Madem hoş olmayan bir iş var ortada neden yayınlıyorsun?
  • Viskili mi seninkiler? Promil?

Dipnot: Daha önce bu dilin aynısını Onur Air kullanmıştı, unutanlar için tekrar hatırlatalım;


Evet arkadaşlar bu tweet’ten sonra hızını alamayan Ülker, tüm dur ihtarlarına uymayarak, gole giden bir Mars Overmars gözü karalığıyla şu açıklamayı yapıp tüy dikme safhasına geçişi de büyük bir incelikle yaptı;


Fakat Ülker hızını almıştı bir kere, durdurabilene aşk olsun;

Tam hakem saatine bakıyor, maçı bitirecek derken, saydığım ve takdir ettiğim, aynı zamanda şirketin sahibi olan başarılı iş adamı Murat Ülker, açılan ortaya bir Peter Crouch edasıyla yükselerek şu güzel golü kendi ağlarına gönderdi.

Yahu Murat Bey; 🙂

  • Hiç mi reklamdan, marka iletişiminden, yaratıcılıktan anlayan bir danışmanınız, dostunuz, arkadaşınız yok?
  • Niye hemen herkesi fetöcü ilan ediyorsunuz ya da bir kumpasa kurban gittiğinizi ima ediyorsunuz?
  • İletişim denilen şeyin büyük bir dikkatle yapılması gerektiğini, bu işlerin çok çok ince çizgilerde seyrettiğini sizin daha iyi bilmeniz gerekmez mi?
  • Borsaya kote bir şirketin daha dikkatli olması sizce de daha mantıklı değil mi? En ufak bir dedikodunun bile borsada sizin karşınıza çıkacağını bildiğiniz halde, reklam gibi üflenerek yenmesi gereken bir besini neden Taksim’de 7. ıslak hamburgeri yutan ve boğulan Bağcılar delikanlısı gibi tüketiyorsunuz? Neden nefes almıyor, sakin kafayla düşünerek yapmıyorsunuz şu iletişiminizi?
  • Ajanslarınız mı sizi yönetiyor, siz mi ajanslarınızı yönetiyorsunuz?
  • Her yaptığınız reklam dünyanın en doğru reklamı mı?
  • Bu ne kompleks bu ne çikolata turşusudur?
  • Her reklamda 48 saat veto hakkım var diyen siz değil miydiniz?

Bakın aşağıda iki farklı açıklama var. Farklı yönlere çekenlere hukuki işlem başlatacağını iddia eden Murat Ülker, daha önce her reklam benim onayımdan geçer diyerek konuyu kapatmış. E o zaman size zorla mı hazırlattılar bu reklamı da şu komiklikte açıklamalar yapıp gülünç duruma düşüyorsunuz: Hürriyet’e yapılan açıklama

Kriz esnasında Murat Ülker;

Öncesinde Murat Ülker;


Artık toparlamam gerekirse;

  • Tekrar ediyorum; mutluluk sahiplenilemez bir kavramdır. Markalar bu kavrama yatırım yapmaktan vazgeçmelidir.
  • Coca-Cola yıllarca ‘mutluluk’ üzerine stratejiler geliştirdi ama bıraktı. ‘Mutluluğa Kapak Aç‘ stratejisinden ‘Tadını Çıkar‘ stratejisine döndü. Neden mi? Önüne gelenin üstüne atladığı bir kavramdı çünkü mutluluk. Neden mi? Sahiplenilemiyordu çünkü. Neden mi? Nedeni bu yazıda: Mutluluk Kime Aittir?
  • 1 Nisan amacıyla hazırlanan bu kampanya ve çekilen filmler rezalet ötesi. Çocuklara/insanlara çikolatayı sevdirmek yerine saykodelik bir manyaklık önerileceğine; Cadbury ya da Milka’nın yıllardır başarıyla uyguladığı stratejiler incelenmelidir.
  • Markalar her zaman reklam yapmak zorunda değildir. Evet, ajanslar para kazanmak zorundadır fakat markalar, doğru zamanda doğru iletişimler yapmalıdır.
  • Fatura, yapılan eleştirilere değil, danışmanlara, akıl hocalarına, ajanslarına, ekiplere kesilmelidir. Dolgun maaşları bizler değil onlar almaktadır.
  • Derler ki; kılavuzu(danışman) karga olanın burnu boktan kurtulmazmış, bu gibi anlamlı sözler dikkate alınmalıdır.
  • Mutluluk sahiplenilemez, mutluluk anonimdir, mutluluk herhangi bir markaya ait olamaz, bu yüzden böyle saçma sevdalardan vazgeçilmelidir.

Günün sonunda hepimizin geldiği nokta bu maalesef;

Sana kolaylıklar sevgili Ülker,

Saygılar, sevgiler.

*20 binden fazla insan yanılıyor olamaz, gönül rahatlığıyla takip edebilirsiniz efendim:

İki gündür yüzlerce tweet okudum, konuyu saptıranları kenara bırakırsam. İşin kalitesi ve reklamın etkililiği açısından genel kanıyı şu şekilde özetleyebilirim;

İlk yorum yurtdışından, Bloomberg’in bile bu vakayı haberleştirdiğini görüyoruz; link

 

Leave a Reply

6 comments

  1. Melih

    mutluluk her yerde fikri şarkısı ılk fılmler ve genel kampany yonetımı tbwa ıstambulundur

    kucuk kardes olmak projesı plasentaya aıttır yukarıda ısmı paylasılmayan ajans plasentadadır merak edenler ıcın

  2. seren

    dun gceden berı noluyo dıye eksıde 64 syfa ıcerık okudum guzel yazı olmus elnıze sglık

  3. Kerem

    her şerde bir hayır vardır. Boktan fikri alıp “vuuuu” süper bişi bulduk size hemen prodüksiyona çıkalım vakit kaybetmeden yayınlayalım” gazıyla üçyüz beşyüz mangır indirme planları yapan ajanslar artık ayağını denk alacak. Markaların kurumsal iletişimdeki yetkisiz yetkililer ise saçma sapan şeylere revizyon vermek yerine revizyonun hatta “asla olamaz” damgasını acımadan basacakları fikir ve projelere konsantre olacaklar. Artık bu işin logoyu biraz daha büyütelimden daha derin bir yanının olduğunu görürüler umarım….

  4. marilyndubstep

    4 senedir her gün o sakallarını yolmak istesem de saplantılı bir sekılde takıpteyım senı. 100 takıpcın bıle yokken bu çocuk ilerde alır yürür demıstım. sımdı bakıyorum da 36bin okunan yazılar yazıyorsun. elımızde buyudun kerata dıyesım gelıyor nereden nereye. senı tanıdıgımda 1. sınıf ogrencısıyıdım sımdı okulum bıtmek uzere.

    msjlarıma donmesende gunah cıkarma ıslemını burdan yapıyorum stajyer bey. okul bıtıyor mezun oluyorum ama ben senıor stajyer unıversıtesınden hiç mezun olmak ıstemıyorum.

    son yazına şukularım şelale,kalemın hıc korelmesın o pis ağzın hıc susmasın. sayende dırenme gucu buluyor staj gorusmelerınde artık ellerım tıtremıyor desem abartmıs mı olurum. bazılarının umudusun. unutma.

    ps: dmlerıme donus ltfn.

  5. fatih

    Ülker firmalarından birisinde(Şok) çok önemli sayılabilecek bir departmanda çalışmış ve ”sistemsizlik,yönetim zaafiyeti,kalitesiz ve plansız çalışma şekli”’ gibi bir çok sebepten dolayı istifa etmiştim.Açıkçası yapılan hayati hatayı yadırgamadım,şaşırmadım.Ayrıca Murat Ülker’in yaptığı açıklama son derece komik,firma sahibi sizsiniz ve yapılan her şey sizi bağlar.Anlaşmaları iptal etmek,çalışanların görevini sonlandırmak sizi işin içinden sıyıramaz.Ben duymadım,ben görmedim demek de ayrı bir acı durumdur siz firmanızdan bu kadar mı bir habersiniz tıpkı Şok’da olduğu gibi!

    • Kerem

      hayır bunlara iş başvurusunda bulunsan beğenmezlerde yılların deneyimini, tecrübesini.