Biri girişim(ci) mi dedi? 

Aslında kendi işinin patronu olmak hepimizin hayalidir. Fakat bu durum Türkiye koşullarında ne kadar geçerli bunun tartışılması gerekiyor. Üniversite yıllarında biraz da olsa özgür ortamın vermiş olduğu uygun koşullar nedeniyle hepimiz “Bitirince kendi işimi kuracağım” diyoruz. Bunlardan bir tanesi de bir üniversite öğrencisi olarak benim.

Peki, sonra ne oluyor? Yani üniversite bitince ne oluyor? Cevabı gözümüzün önünde. Tabii ki bu hayali kuranların çoğu maalesef başka işlere yöneliyor. Bu düşünce değişikliği sırasında hayata geçirilme fırsatı olsa güzel sonuç verebilecek onlarca fikir çürüyüp gidiyor ya da başkası tarafından bir benzeri hayata geçiriliyor. Oysa ki günümüz post-modern yapısı içerisinde üretimden ziyade fikirler ön plana çıkmış durumda ve önemsenmekte. Günümüz sisteminin değimi ile “İyi fikir satar!”. Öyleyse neden iyi fikirler sümen altı ediliyor? Burada ideoloji kavramına gönderme yapmak gerekiyor sanırım. Nedir bu ideoloji denen şey? “Maddi koşullar ile kurulan hayali ilişki” diye tanımlanmaktadır.

Hayal kurmak, düşünmek ve ortaya bir fikir koymak çok güzel ve gerçekten iyi fikir üretebilmek beceri ve yaratıcılık gerektirir. Ama iş sonrasına gelince, bir diğer deyişle icraata gelince maddi koşullar yaratıcılığın önüne deyim yerinde ise “Çin Seddi” gibi düşüyor. Bu seti aşmak için ise maddi imkânlar ve sabır gerekiyor. Çünkü bence, gerçek başarıyı getiren şey yaptığınız işte sabır gösterebilmek.  Çok sevdiğim “Flört” isimli grubun bir şarkısında dediği gibi “Hadi yola devam be dostlar” diyebilmekten ve ilk engelde girişiminizden vazgeçmemekten geliyor. Gel gelelim birçok kişi bu uzun ince yola çıkmaya hazırlık aşamasında vazgeçiyor.

Şu bir gerçek ki kuşaklar açısından bakmak gerekirse benim de içinde bulunduğum “Y” kuşağında olanların bir çoğu klişe sözlerle daha başlamadan yoruldu ve yola çıkmıyor. Bir girişim faaliyetini artık “Z” kuşağından ve “Y” ile “Z” kuşağı içerisinde devingenlik gösteren “K” kuşağından beklemek gerekiyor. Prof. Noreena Hertz’in araştırmasına göre geleceğin çalışanları ve tüketicileri olan “K” kuşağı, kendilerinden yaşça daha büyük olan “Y” yani “Milenyum” kuşağından çok daha farklı davranış, tüketim ve etkileşim eğilimlerine sahip. Ki bunların başında teknoloji geliyor. Artık eski hiyerarşik etkileşim sistemi teknolojik iletişim araçlarıyla ve aracılığıyla yatay eksenli yapıya kendini çoktan bırakmaya başladı bile. Bu durumu göz önüne alınca freelance (serbest çalışan) çalışanlar ve ufak yapılanmalar şeklinde butik çalışan işletmelerin sayısı hızlı bir artış gösteriyor.

Bu tarz yapılanmaların pratiklik ve kurumsal bir yapı imajı yaratmak adına kullandığı ve Türkiye’de hızlı gelişen bir sektör olarak ele alabileceğimiz “Studio Office” çözümleri büyük ölçüde fayda sağlıyor. Bu ofis çözümleri özellikle İstanbul’da yeni işletme yapılanmaları için sekreterya ve bir çok masraf için uygun ödeme planları sunmasıyla girişimcilerin maddi yükünü büyük ölçüde azaltıyor. Bu konuda yaptığım ufak bir araştırma sonucunda İstanbul’da ofis çözümleri sunan “Regus”, “Servcorp” ve “Kamara”, gibi şirketlere ulaşabildim. Detaylı araştırılırsa daha pek çok işletme olduğunu göreceğinize eminim. Aslında, değişen iletişim ihtiyaç ve şekilleri değiştikçe ofis ortamında daha sıcak ve samimi ortamların oluşması ve çalışan kişilerin sosyal tatmininin karşılanması için bu işletmeler sizlere etkinliklerde düzenliyor. Önemli ve atlanılmaması gereken nokta girişiminizin ve/veya fikrinizin süreklilik göstermesi için sosyal tatmin önemli bir yere sahip. Çünkü girişiminizi destekleyecek yeni fikirlerin, sınırlarınızın dışına çıkamadığınız hiyerarşik yapılanma içerisinde ortaya çıkması pek mümkün görünmüyor. Araştırmamı yaparken karşıma çıkan ve beğendiğim bir reklam filmini sizlerle paylaşıyorum.

Kim bilir? Bir reklamcılık öğrencisi ve reklamcı adayı olarak ileride kendi butik reklam ajansımı açarım. Neden olmasın? Sonuçta bu da bir fikir.

Leave a Reply