Çay yüzyıllardır tüketilen, gün geçtikte sever kitlesi daha da genişleyen sıcacık bir içecektir.

Türkiye ise, yapılan araştırmalara göre çayın en çok tüketildiği ülke. Yani 1 numaralı çay severiz.

Gerek lezzeti, gerek samimiyeti, gerekse sıcacık sohbetiyle, bir “White chocolate mocha“ aşığı “Pelinsu“ için bile, çay bir yerde farklıdır sanıyorum 🙂

Çay efkârdır, çay hüzündür, çay isyandır efenim 🙂

cay-tweet-1

Suyu da ihmal etmemeniz dileğiyle tabi !

cay-tweet-2

Bazen de böyle çocukluktur, özlenen dündür…

cay-tweet-3

E bu denli çay sever bir ülkede markaların üzerine düşen sorumluluk da artıyor.

Başlangıçta ürünün bu kadar sevildiğini baz alıp, pazarlamanın kolay olacağını düşünseniz de, sevginin beklentiyi arttırdığını fark ediyorsunuz.

Tüketicinin bu kadar sıcak bir içecekten beklentisi ise; sıcacık ve içimizden bir marka yönetimi.

Bakınız: ÇAYKUR reklamı

Sosyal bir deney niteliğinde olan bu reklam tüketiciye bir şeyler söyleme çabasını geçip; tüketiciye bir şeyler gösteriyor, hatırlatıyor, hatta ispatlıyor. Bunu yaparken de oyuncular, senaryolar yerine sabah sabah kahvaltı yapmak için gelen gerçek müşterileri kullanıyor.

Peki, neden sosyal deney?

caykur-cay-reklami-1

Bir kere “sosyal deney“ ifadesi kaliteli bir ön yargı, bir güven duygusu oluşturuyor. Reklamı bu duygularla izleyen, tüketici reklam sonunda daha olumlu, daha satın alma odaklı düşünüyor.

Bilimsel gerçeklik önemli neticesinde. E bir de, bu gerçekliği hiç yabancı olmadığı toplumumuz insanında görünce reklama güvenilirlik, markaya sempati artıyordur sanıyorum.

Reklam filmini “içimizden insanlarla“ hazırlayan ÇAYKUR bu filmle kendini  “vazgeçilmez“, “yeri doldurulamaz“ ( Ihlamur mu? Hasta mıyız biz) olarak konumlandırırken; bunun gerçekliğini kesinleştiriyor, sorgulanmasına meydan bırakmıyor.

caykur-cay-reklami-2

caykur-cay-reklami-3

Çünkü filmde izlediğiniz Mehmet abi ve Ayten abla, evinde reklamı izleyen insanlarla aynı kişiler, yani ürünü satın almasını istediğiniz kişiler. E izleyici bu kadar kendinden bir şeyi izlerken tereddüte düşmüyor tabi.

Bunların yanı sıra tüketicisine eğlenceli bir reklam filmi sunmuş oluyor. İnsanların reklamlardan etkilendiği gerçeği her ne kadar kuvvetli olsa da, insanlar neredeyse bütün reklam filmlerine “reklam işte“,  “yalan dolan“ tepkisini veriyor, bu reklamlar hariç.

Çünkü izleyici reklamda çayı ne kadar sevdiğini bir kez daha düşünürken “çaysız olmaz canım“ diyor; Mehmet abisinin tepkisine, Ayten ablasının sinirine şaşırıyor, gülüyor. Birçok reklamın aksine, reklam başladığı anda kanalı değiştirmek için kumanda aratıp, depar attırmıyor.

Ve en önemlisi izleyicisinin alışkanlıklarını, onlara nasıl hitap edeceğini biliyor.

Tüketicisini brunch’ta değil, kahvaltıda yakalayacağını; ıhlamur ya da gazozun kahvaltımız için bir alternatif olmadığını biliyor.

Bunu bilmek cidden önemli, yoksa kendinizi bir lütuf gibi gösterebiliyorsunuz. E o kadar yaptık, siz de için bari… 🙂

Bakınız Lipton reklamı:

ÇAYKUR çektiği reklam filminin yanı sıra, bu sosyal deney tadıyla, kendini yaşama, ortama, mekana dahil etmiş, PR çalışmasını da aradan çıkarmış bulunmaktadır.

TV reklamlarının yanı sıra etkinliğe dâhil olan katılımcıların da, yaşadıklarını komşularına; “bugün noldu biliyo musuuuun?“ diye başlayan bir cümleyle anlatacağına da eminim. 🙂

Açıkçası reklamı izledikten sonra, markası ÇAYKUR olur mu bilemem ama bir çay içilir bence. 🙂

Konuk Yazar: Rana Sır

Leave a Reply