Suya Yazı Yazan Markalar!

Garip şey bir marka yaratmak. Öncelikle para kazanmanız için satışa sunulacak bir ürün ya da hizmete sahip olmanız gerekiyor. Evet, seni duydum ön sırada oturan cin fikirli çocuk! Her markanın, bir ürün ya da hizmete sahip olması gerekmez. Alex de Souza da bir markadır, Recep Tayyip Erdoğan da… Biz, bizi ilgilendiren, ticaret yapma kaygısı olan markalardan konuşalım. Yani, sana bana iteleyecek bir şeyleri olan, güç bela kazandığımız üç kuruşu cebimizden söküp alacak bir ürün ya da hizmeti satmak için didinip duran markalardan…

Satacağınız bir ürün ya da hizmetin olması da yetmiyor maalesef. Olay zaten tam da bu noktada başlıyor. Bundan sonra papağan gibi ürün/hizmet demeyi bırakıp ikisine de ”şey” diyeceğim. Muhtemelen sizin sahip olduğunuz ve kasanızı parayla doldurmasını umut ettiğiniz o şey ya da şeyleri, farklı birileri de satıyor, satmaya çalışıyor ya da hiç merak etmeyin siz satmaya başlayınca biri çıkıp o şeyin aynısını, farklı isim, ambalaj ve stratejiyle satmaya çalışacak ya da hiç bu zahmetlere girmeyerek direkt olarak sizi taklit edecek. Buna da özetle rekabet diyoruz. Marka üzerine yıllarını vermiş üstatlar kızmasın lütfen. Rekabet kavramı bu kadar kolay geçiştirilebilecek bir konu değil ama ne yapalım? Yeni nesil özet istiyor, vakti yok yeni nesilin.

Velhasıl, ister elinizde satılacak somut bir ürün mesela prezervatif olsun ister tamamen evrak üstünde, kapitalizmin totosundan uydurduğu ve sırf insanların cebinde kalan o son birkaç kuruşu da nasıl alırım düşüncesinin muhteşem çocukları olan sigorta veya danışmanlık… Bunların hiçbiri tek başına bir naneye yaramayan şeylerdir. Ta ki zeki insanlar tarafından bu şeylerin üstüne bir vücut inşa edilip bir marka yaratılana kadar.

Çok hızlı bir şekilde konuya dalıyorum o vakit;

Volvo’dan güvenlik ve sağlamlık kavramını atın, geriye ne kalır? Demir yığını bir araba.

Volvo=Güvenlik

volvo-guvenlik-reklami1

Mercedes’in o asaletini, o salon beyfendisi çizgisini çekin alın hadi… Peki Mercedes’in asaleti, taşıdığı yıldızdan mı geliyor yoksa o asaleti o yıldıza biz mi yüklüyoruz?

Mercedes=Asaletmercedes-reklami-1


Apple’ın damarlarında dolaşan ”zarafet ve basitliği” öldürdüğünüzde ne olur peki? Booom!

Apple=Basitlikapple-reklami-1


Ya Harley Davidson markasının taşıdığı hırçınlığa, özgürlüğe ya da Amerikalılığa ne demeli?

Harley Davidson=Özgürlük

harley-davidson-reklam


Marlboro var bir de… Bizim zamanımızda lisede tanışılırdı bu meretle. Şimdi 9 yaşındaki veletler, babalarının cebinden para çalıp ”büyük adam” gibi durabilmek için bu illetin tuzağına düşüyor.

Marlboro=Yetişkinlik

marlboro-reklami

Yani, 3-5 kampanya yaparak bir marka yaratılamaz. Adını koyduğunuz şeyin bir marka olabilmesi için sabırla ve yıllarca uğraşmanız gerekmektedir.

Markalar da insanlar gibidir ve iyi ya da kötü hepsinin birer karakteri vardır. Marka üzerine daha fazla kafa şişirmek istemiyorum. Konu hakkında yazılmış tonla kitap var zaten.

Benim derdim ”MUTLULUK” kavramıyla. Bakın, marka olarak herhangi bir kategoride, sattığınız şeyin üzerine yüklemek istediğiniz bir karakter olabilir. İnsanlara vermek istediğiniz şey kimi zaman Volvo gibi güven olurken kimi zaman ise Mercedes gibi asalet olur. Bu sizin markanıza biçtiğiniz kıyafettir. Ne zaman ve nasıl giydirmek isterseniz, markanızı o şekilde giydirirsiniz.

Fakat bu mutluluk denilen şey bir markaya giydirilemeyecek konumda bir kavramdır. Her şeyden önce mutluluk, evrenin en katmerli anonim değeridir. Katiyen insana özgü bir genetiği barındırmaz içinde.

  • Süt içen kediler mutludur.
  • Sırtı sıvazlanan köpekler mutludur.
  • Sevişen kaplumbağalar mutludur.
  • Kebap yiyen insanlar mutludur.
  • Yazın ortasında bir tas su döktüğünüz ağaç, siz fark edemeseniz de mutludur.
  • Sırf yumurtlamak için binlerce kilometre yol gidip amacına ulaşan alabalıklar da onları amacına ulaştıran ve akabinde denize kavuşan ırmaklar da en az bizler kadar MUTLUDUR!

Ulan peki bu mutluluk bu kadar tanrısal ve evrensel bir şeyken sen kimsin de mutluluğu sahiplenmeye çalışıyorsun diye sormazlar mı adama?

Sorarlar!

Eti’ye de Ülker’e de aynı düzeyde sempati duyan bir iletişimci olarak bu yazının temelinde varılmak istenen eleştiri, bu iki güzel markamıza da yöneltilecek olup şu iyi yapmış bu faka basmış gibi bir tespit kaygısı güdülmemektedir, biline.

Bundan yıllar yıllar önce Oktay Tem adında, pek kıymetli bir müzisyen tarafından Eti için bir şarkı hazırlanır. Bir marka için bu zamana kadar yapılmış en iyi işitsel ürün olduğunu düşündüğüm ”Bir Bilmecem Var Çocuklar” şarkısı hala ve hala hayatımızın içindedir. Şarkı diyorum çünkü Serdar Erener’in başını çektiği jingle reklamcılığı beni jingle kelimesinden iliklerime kadar soğuttu. Neyse ki kendisi de o yaşlarda ufacık bir çocuktu…

Oktay Tem‘in bu ölümsüz eseri Eti ile o kadar özdeşleşir ki şarkının hiçbir yerinde ”Mutluluk” sözcüğü geçmese bile o tınıyı dinleyip de mutlu olmamak imkansız bir hale gelir. Bu güzel şarkıyı bir kenara bırakırsak Eti her zaman ilklerin markası olmuştur. İlk bebe bisküvisini, ilk kızarmış ekmeği (Etimek), şu araların modası ilk lifli bisküviyi, ilk dilim keki, ilk diyet bisküvisini… Herifler zaten bisküvi denince akla gelebilecek tüm ürünlerin ülkedeki ilk üreticisi.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere elinizde satılan bir şeyiniz olması demek başkalarının da aynısını, farklı ambalaj ve isimlerle satması demektir.

ÜLKER!

Ülker’in de kendi alanında yarattığı ilkler vardır elbet, yalan yok araştırmadım fakat birçok alanda Eti’yi yıllarca taklit ederek ilerleyen Ülker, yeni yeni, kapitalist ve liberal oyunun kurallarını daha iyi bildiği ve oynadığı için daha büyük bir marka haline gelmiştir. Görünüşte izlediği strateji pek orjinal olmasa da geldiği nokta, takdir edilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Yani merhum Asım ve Sabri Ülker kardeşlerin Ülker’i, merhum Firuz Kanatlı’nın Eti’sinden epey bir öndedir.

Fakat,

Son yıllarda Ülker’in, ”Mutluluk” kavramı üzerine oynamasını en sert eleştirenlerden biri de benim. Yaptığımız mikro sohbetlerde eleştirdiğimiz ve çoğunlukla ajans içi mahalle baskılarından ötürü makro sohbetlere taşıyamadığımız, ”Mutlu Bir An’‘ stratejisinin gereksizliği üzerine oldukça kafa yormuş ve günün sonunda, ”ne gerek var be olum” kafasına gelmiş biriyim.

Sen yine mutluluk üzerine filmler çek, kampanyalar hazırla, sana hazırlama diyen yok zaten. Çünkü paran çok. Cebin dolu karnın tok. Tok da gidip Eti ile mutluluk savaşına girme be olum?

Ya Eti’ye ne demeli? Ansızın gelen Ülker’in bu mutluluk hamlesi üzerine yılların bisküvisini gidip mutluluk ile değiştirdiler. Şaka bir yana çok da güzel oldu diyebilirim.

Her etki bir tepkiyi doğuruyor şu zalım evrende. Ne Ülker ne de Eti işin bu noktaya geleceğini tahmin bile edemezdi.

Artık günümüze gelecek olursak Ülker’in son yapmış olduğu şarkılı oynamalı ”Mutluluk Her Yerde” filmini ayakta alkışladım. Evet, madem mutluluğu sahiplenmek için biref’liyorlar ajansı, ajans işini yapmış arkadaşlar. Tebrikler.

Fakat bu etkiye gelen tepki ise Eti tarafından açıkhava mecrasında hunharca ”Mutluluk Denince Akla” silahıyla oldu. Utanmadan bir de ürünlerin üzerinden ilerlemişler, kombo yapmışlar.

İyi jingle, sözlerini kağıt üzerinde okuduğunuz anda kafanızda çalmaya başlayan jingle’dır. 


Otobüs duraklarında ‘Mutluluk Denince Akla” yazısını gördükten sonra, bir 50 metre daha ”Hemeeeeen Onun Adı Geliiiir” diye salak şapşik yürüyenlerdenim.

Sözün özü,

Bu savaş anlamsızdır ve kazananı olmayacaktır. Mutluluk kavramı iki ucu boklu değnektir. Koca Coca Cola bile yıllarca uğraşıp sonra bir halt olmayacağını anlayıp elini eteğini çekmeye başlamıştır bu kavramdan. Olmaz, zor. Amaçsız, yarınsız. Para tuzağı. Sen kimsin de mutluluğu alıp markana yapıştıracaksın? Cehalet! Büyük gaflet.

İki marka da daha sahiplenilebilir şeylerin üzerine gitmeli ve markalarına yeni ”karakter” alanları açmalıdır. En azından bulanık da olsa Eti’nin bu konudaki duruşu daha net ve bunu ”Lezzet Uygarlığı” olarak kelimelere döküyor. Ya Ülker’in? Mutlu Bir An ya da mutluluk… Sabun köpüğü! Ülker bunu gerçekten sahiplenebilecek mi yoksa aşağıdaki video’da olduğu gibi Eti ile bir it dalaşının tarafı olmayı mı tercih edecek?

Mutluluk ne Coca Cola’nındır, ne Eti’nindir ne de Ülker’in.

Mutluluk, içinde yaşadığımız bu evrenindir.

Takdir de sizindir.

20 binden fazla insan yanılıyor olamaz, gönül rahatlığıyla takip edebilirsiniz:  

Yazıya katkılarından ötürü @sergn‘e teşekkür ederim.

Leave a Reply

6 comments

  1. mertcan

    aynen alıp odevıme koyacagım ıznınızle? tskler

  2. Senior Stajyer

    Tabii ki kullanabilirsiniz. Sevgiler.

  3. Emir

    Firuz Kanatlı’yı neden “rahmetli” ilan ettiniz ya? Kendisi sağ 🙂

  4. Emir

    Firuz Kanatlı’yı neden öldürdün hocam. adam yaşıyor hala.?

  5. Hocam mutluluk denince akla Eti gelir 🙂 Ülker halt etmiş.

  6. pinar

    ulker billboardi nereden acaba?