Güle Güle Televizyon | Yeni Nesil Reklamcılık | Yeni Nesil Medya

Bilgisayarın hayatımıza girişiyle insan yeni bir şey öğrendi. O da “kendin yönet”

Ne Demek Bu?

Hemen anlatayım ne demek olduğunu. Telekomünikasyon araçlarının her biri hayatlarımıza girmesiyle kendi cürümlerini aşan etkilere sebep oldular. Mesela bugün adı anılmayan telgrafın kitle iletişim devasalığının temeli olması gibi. Radyo, televizyon derken teknoloji serüveninde geldik bilgisayara amma velâkin bu bilgi sayıcı, misafir odalarının baş köşesini daima rezerve eden televizyondan farklı olarak insanın yönetimi dâhilinde gibi gözüküyordu. Sonrasında yaşanan her bir gelişme de bu bireyselliği pekiştirdi.

Küresel Dünyanın Bireyselleri

Bireyin kendini özel ve önemli hissettiği sosyal medya mecralarına ilk adımı işte bu bilgisayarın yönetilen yönü ile yaptık. Bu noktadan bakınca teknolojik ilerlemelerin bir birinin üzerine koyar bir ilerleyişi olduğunu ve bir öncekinin bir sonrakini hazırlayan faktör olduğunu görmek mümkün.

Tarih şeridini doğru yorumladığımızda teknolojide asıl belirleyenin daima “insanın eğilimleri” olduğunu da görüyoruz. Siz dünyanın en büyük teknolojisini de üretseniz eğer bireyin eğilimleriyle kesişmiyorsanız kusura bakmayın boşa emek sarf ettiniz.

Geleceğin Medya Mecraları Nasıl Olmalı?

Gelecek: Bireysel, hızlı, pratik ve sade… Bundan sonra benimsenecek medya kullanımlarında olması gerekenler bu. Birey kendisini daima önemli hissedecek, kendisi yönetecek (yönetiyor gibi görünecek), istediği an istediği kadar, istediği araç ile anında her şeyine ve her şeye ulaşabilecek.

Bugün mesajlaşmaktan, telefon görüşmesi yapmaya, fotoğraf albümlerini yüklemesek dahi belleğine kaydetmekten tüm geçmişi saklamaya aday Facebook şu sıralar bunu gerçekleştirmeye çalışıyor.

Bir diğer rakibi ise Google… Hangi bilgisayarda ya da hangi akıllı cihazda oturum açarsak açalım bizi ve bize ait her şeyi oraya taşıyan Google da bugün buna oynayanlardan.  Öyle ki açılan bu oturumla bize uygun reklamları peşimizde taşıyoruz. Geçen gün baktığım ayakkabı, teyzemlerdeki bilgisayardan mail’lerime bakayım dediğimde önüme çıkabiliyor.

Durum böyle olunca birey neredeyse reklam da oraya gitmek zorunda. Sadece bu da değil birey ne istiyorsa reklam da onu vaat etmek zorunda. Reklam lokomotifi Coca-Cola, doğru reklamın sosyolojik araştırmadan geçtiğinin en iyi farkında olan marka olarak bu bireyselliğe yönelmeye başladı bile. Ne kadar başarılı bilinmez zira yazıyı ilk bulan medeniyetin ilk eserleri gibi bir süreç bu, yani henüz yeniyiz ama dünya hızlı ve hızla deneyim sahibi olmak şart.

 Bireysellik Ne İstiyor ?

Bugün pek çoğunun izlemek istediği filanca dizinin yayın gününü beklemeye tahammülü yok, yayın saatini kollamaya zamanı yok, mola anlarını ve sürelerini televizyon reklamlarına göre ayarlamak istemeyecek kadar özgür.  Şimdi gelin ve haftada bir gün filanca saatte o diziyi bu insanlara izletmeyi başarın…

Şimdilerde televizyonu ayakta tutan bugünün genç kuşağının ebeveynlerini oluşturanlar. Kısacası bir 10 yıl içinde televizyon izleme alışkanlıkları çok değişecek, bir 20 yıla kadar eski televizyon izleme alışkanlığı son günlerini yaşıyor olacak…

Günümüzde insanlar kendine özel alan sunan ve o alanda onu aktif ve etkili hale getiren mecralara yöneliyor. Bu yönelim git gide artacak. Örneğin kendisine sunulan alanın daha kapsayıcı olmasını isteyecek. Yaşamın içinde etkin rol oynayacağı mecrayı liste başına taşıyacak. Üstelik bunun için gerçek hayatta sahip olduğunuz statü de önemini azaltıyor çünkü burada siz olduğunuz gibi değil tanımladığınız gibisiniz.

Bunca yıl markalaşma süreçlerinin reklam alıcıları bu durumdan bir şeyler kapmış olmalı. Artık herkes marka olmaya oynuyor. Adını koyuyor, kendini konumlandırıyor ve reklamını yapıyor.

Bir diğer önemli faktör hız ve pratiklik. Bugün fotoğrafları listeleyip albüme dizecek sabrı ve zamanı olanlar parmak kaldırsın! Artık herkes marka ise böyle gereksiz işlere ayıracak zaman da yok. Üstelik çekmecede duran fotoğrafın kime ne faydası var. Hedef kitlemi evime gelip eline albüm tutuşturduklarım mı oluşturacak? Ne kadar da banal! Oysa beni online ortamda dev bir hedef kitlesi bekliyor.

Yeterince karmaşık ve yoğun, bol paylaşımlı bol like’lı, bol oturumlu bir çağda kimseye uzun şeyler okutamaz, kimseye detay inceletemez ve kullanılan söz sanatlarını bulmalarını bekleyemezsiniz. Net açık ve yalın olan kazanır. Minimalizm pek çok alanda etkisini artıracak.

Twitter’ı  Facebook’a tercih ederken üşenmeden destan yazan veyahut yeni doğan bebeğinin 50 bin fotoğrafını paylaşan arkadaş listemize tahammülümüz olmadığı için de tercih ediyoruz. Yani aslında kimsenin 140 karakterden fazlasını okumaya niyeti yok zaten.

Yeri gelmişken hala sade reklamları ve kısa metinleri “çok basit” diye eleştiren müşterilere buradan selam eder işi profesyoneline teslim etmemenin cezasını etkisiz reklamla bütçeyi ziyan ettiklerinde çekmelerini dilerim.

Sonuca gelelim ve ben bir istatistik veri paylaşarak reklamın geleceğiyle ilgili adresi de vermiş olayım. EMC, bu yıl yedincisini gerçekleştirdiği EMC Dijital Dünya Araştırması’nın sonuçlarını duyurdu geçtiğimiz günlerde bu sonuçlarda göze çarpan ise “Dijital dünyanın 2020 yılına kadar 10 kat büyüyecek olması

Bu da demek oluyor ki hala reklam alanında eski boruları öttürmek konusunda ısrarcı davranan ve dijitali para harcamaya değmeyecek yan mecra gibi görenler büyük hezimetle karşılaşacak. Televizyon ise yeniden tanımlanmak zorunda. Dijitale uyum sağlamak şu an tek tedavisi gibi görünüyor.

Şimdi siz iyisi mi elinizdeki kumandayı sakince yere bırakın ve televizyonun önünden uzaklaşın, yoksa öleceksiniz…

Yazar: Meltem Erşan

Leave a Reply