Evet arkadaşlar, yeni bir anı ve yeni bir mind-fuck ile karşınızdayım. Geçenlerde paylaştığım ve sizler tarafından pek güzel yorumlar aldığım Chevrolet Anısından sonra dedim ki mazinin tozlu sayfalarını açmanın vakti geldi de geçiyor bile.

Bakın bu bir anı yazısıdır. ”Of puf çok uzun yazmışsın” diyenler olabilir, onlar sonra okusun lütfen. Evvel zaman içinde olan bir iş arama sürecinde yaşanan talihsiz olayları sizlerle paylaşacağım. Twitter’da zincir olarak naklettiğim bu garip silsileyi paylaşmamın tek amacı peşimizden gelen gençlere fikir vermek, bazı tatsız durumlar hakkında onları bilgilendirmektir.

Arkadaşlar,

Ben oldum olası otomotiv sektörüne aşığım, ajansçılık gönül eyleme yani. Araba illeti bende bir tutku, yıllardır hep o tarafa meylettim. Daha bacak kadar çocukken Otomobil İthalatçıları Derneği‘nin paylaşmış olduğu rakamları inceler, ulan bu marka şu kadar satmış yazık/şu marka bu kadar satmış yuh nidalarıyla otomotiv sektörünü yakından takip eder, neredeyse tüm markaların pazarlama stratejilerini inceler, kendimce bu stratejilerin eksilerini ve artılarını tartardım. Bu yüzden, mezuniyetimin ardından da haldır huldur bu sektör ve bu sektörle ilgili diğer sektörlerin iş ilanlarına başvurular yapmaya başladım. Bu sektörle ilgili dediğim; lastik, yağ, otomotiv yan sanayi vb. Çünkü arabalarla göbek bağı olan her şeyi çok seviyorum.

Velhasıl yaptığım her başvurunun ardından, İK departmanlarına alevli meyveler göndermekten tutun da arayıp bizzat ‘beni ne zaman arayacaksınız’ diye darlamaya kadar; başvurduğum markalara mevcut reklamlarından çok daha yaratıcı yeni fikirler sunmaktan, ‘iletişim dilinizde şu şekilde eksikler var şöyle olsa daha etkili olurdu‘ önerilerine kadar atmadığım takla kalmadı diyebilirim.

Fakat güzelim ülkemde şu şekilde bir algı var arkadaşlar ki çok açık söylüyorum bunu yapan ve yapmış olanların zilyon kere Allah belasını versin;

‘Kariyer Portalımızdan Başvuru Yaptınız mı?’ dandikliği:

  • -Merhaba Siksok ben, nasılsınız? Hatırlarsanız size bir sunum göndermiştim inceleme fırsatı bulabildiniz mi?
  • +AA Siksok bey teşekkürler, talenthunter_esrarligozler@masserati.com adresime göndermiştiniz değil mi?
  • -Evet?
  • -Ay biz onu inceledik, çok başarılı. Size dönüş yapacağız. (Külliyen yalan, bakmadı bile ve bunu söyleyen kişi kendisine Talent Hunter diyor! Lan sen kimi avlıyorsun ponçik, sen daha her gün bindiğin servisinin plakasını ezberleyemiyorsun, beni mi avlayacaksın?)
  • +Eee? Pazarlama departmanından ilgili kişiye iletmenizi rica etmiştim, iletebildiniz mi?
  • -Maalesef bu şekilde ilerleyemiyoruz, kariyer.net’te açık olan ilanımıza başvurmuş muydunuz?
  • +Pardon nasıl ilerleyemiyorsunuz? Mail’i yönlendirseniz kafi, sonuçta ekibine gireceğim kişinin bunu incelemesi güzel olur. Ben de belki diğer adaylardan sıyrılmış olurum?
  • -Bakın siz ilana başvuru yapın, uygun görürsek çağıralım. 2 ya da 3 belki de 43. görüşmede Marketing Bey de sizle görüşecek zaten.
  • -Gerek yok Talent Recruiter and Head Hunter hanfendi, size kolay gelsin bye.

Bakın ben bu görüşmeyi noktası virgülüne yaşadım. Sonra bir gün İnsan Kaynakları alanında çalışan bir arkadaşımla dertleşirken kendisi ‘aç ulan şu kariyer sitesini de özgeçmeşini bir inceleyeyim’ dedi.

Yok azizim ne gerek var, boşver olmaz zahmet etme falan derken birlikte inceledik benim profili. Sonra ne görsek beğenirsiniz? Benim yaptığım neredeyse tüm başvurular; ‘başvurunuz görüntülendi‘ olarak gözüküyor. Yani bu şu demekmiş, bunu da onun sayesinde öğrendim: ‘Yaptığım başvuru, karşı taraftaki IK’cıların filtrelemelerine takılıyor; yani sallıyorum X yıl tecrübe Y üniversite vs. gibi aramalar içinde gözüküyorum fakat özgeçmişime bir türlü bakmıyor bu insanlar.

Sonra arkadaşımın bana ‘e olum sen bu IŞID sakallı fotonla mı başvuruyorsun’ işlere demesi üzerine ben epey içerledim. Gerçekten kırıldım. Yahu ne alakası var dememe kalmadı, onun da gazlamasıyla geçmiş zamanda çekildiğim kravatlı-sakalsız bir fotoğrafımla mevcut sakallı fotoğrafımı değiştirdim. Gel gelelim içimden yeminler ediyorum, eğer şu güncellemeden sonra biri beni çağırırsa çok pis bozacağım, ağzıma geleni söyleyeceğim diye.

FİLM ŞİMDİ BAŞLIYOR!

İnanmayacaksınız ama fotoğraf güncellememden sonra yeni başvurularım ve önceki başvurularım pıtır pıtır ‘özgeçmişiniz görüntülendi’ aşamasına geçti. Bakın size o günlerde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam.

Her neyse,

Mevsim kış, hava eksi 40 derece. O kadar soğuk ki evimin önündeki ağaç donmuş arkadaşlar. Ağaç donar mı demeyin, donuyormuş. Ağaç bile bana acıyan gözlerle bakarken ben öyle bir günde gayet pırezenteybıl bir sıfatla iş görüşmesine gidiyorum ki gideceğim yer Google Maps’te dahi çıkmıyor. Durdurduğum taksiciler, ‘abi biz ettik sen etme, in lütfen, oraya en son giden arkadaşımızın götünü kestiler’ bakışlarıyla bana bakıyor ve sabah sabah nerden çattık bu Allah’ın belasına dercesine vites değiştiriyorlar.

Ve şirkete varıyoruz.

Hayallerimdeki markanın logosu, bütün heybetiyle giriş kapısının üstünden bana bakıyor. Ben de ona… Ne çok bekledik be bu kavuşmayı? Kaç yıl? 24? 25? Çok oldu be sevgili marka, çok. Küçükken senin arabalarının oyuncaklarına sarılarak uyur, lisede senin ürettiğin arabaların hurdasını alabilmek için garsonluk yapar para biriktirirdim. Şimdi senin markanı yönetmek için buradayım.. Burnumun direği sızlıyor ama soğuktan değil mutluluktan.

İlk adımı atıyorum…

Öyle bir atıyorum ki o adımı içeriye, bundan daha iyisini ancak 1919’da Samsun’a ayak basan Paşam atmıştır diye düşünüyorum içimden.  Armstrong’un bile Ay’a attığı ilk adım bu denli kuvvetli olamaz diyorum. Öyle basıyorum yani yere, gururlu, mutlu ve sapasağlam.

Ve evet, öyle ya da böyle bu markanın kapısından girmiş bulunuyorum. Adının kesinlikle Asuman olduğunu düşündüğüm resepsiyon görevlisi hanım beni karşılıyor ve melek yüzlü o şeytana haber vermek için telefonu eline alıyor. Ah işte emekçi dayanışması, üşüyüp üşümediğimi bile sorma nezaketini gösteren bu hanfendiye selamlarımı iletiyorum.

Ben gayet rahat bir şekilde celladımı beklerken içeriğe hurraaaa modunda 3 hanım giriveriyor. Ulan bir görüşmeye 3 tane ik’cı mı girermiş şaşkınlığını üstümden atamadan hepsiyle teker teker tokalaşıp envai çeşit parfüm kokusuyla beyin ölümümü o an gerçekleştiriyorum zaten.

Let the show begin!

Ben hepsiyle gayet kibar bir şekilde tokalaşıp, ‘he he ben de siksok çok memnun oldum’ diye kendimi tanıtmaya çalışırken içlerinden bir tanesinin fena halde suratının asıldığını seziyorum. Ama öyle böyle bir asıklık değil bu, kadın sanki 2 dakika önce borsada trilyon batırmış kadın pert, kadın iptal.

Her neyse bu kişi tahmin edeceğiniz üzere benim cv’yi kariyer sitesinden görüntüleyip beni oraya davet eden kişiymiş. Kendisi uzman pozisyonunda. Diğer hanımların biri kıdemli, diğeri ise manager. Bizim uzmanın suratında, bakın kartvizitinde uzman yazıyor ama linkedin profilinde kendine biçtiği imaj: Talent Recruiter&Headhunter, inanılmaz bir mahcubiyet var. Bu mahcubiyetin tarafı kesinlikle ben değilim tabii ki, hanfendi kuvvetle muhtemel üslerine karşı bir mahcubiyet yaşıyor olacak ki daha popomu sıcak koltuğa koyup özenle iliklediğim ceketimin ön düğmesini açamadan günün en esaslı hareketini yapıyor ve şovu başlatıyor;

-Immmm ama sizin buradaki, o an elindeki özgeçmişimi gösteriyor, fotoğrafınızla hiç alakanız yokmuş kiii?

Size yemin ediyorum, bir an için acaba yanlış mı geldim, burası bir cast ajansı mı, ulan hangimiz figüranız hangimiz yönetmen tadında bir akıl tutulması yaşadığımı itiraf etmeliyim. Bakın gerçekten çok samimi söylüyorum önümde duran kartvizitlerdeki logoları görmesem o an içinde bulunduğum şirketin ismini hatırlamakta zorlanıyorum, siz düşünün yaşadığım siniri.

İşte benim gözümüm karardığı ve ”senin de özgeçmişinin de markanın da arabanın da….” dediğim ve zerke bastığım an, o an oldu.

Bundan sonra olanları çok kısa özetliyorum;

  • +Allah’ın unuttuğu yerdeki şu ofisinize, eksi 40 derecede götüm donma pahasına geldiğimi belirterek acaba fotoğrafımla ne nane yiyeceğini çok merak ediyorum?

cevabımın üzerine, ortamda olmayan sıcaklığı da Plüton seviyesine indirip ya Allah demiş bulundum, ama nasıl sinirliyim pekmez içsem bu kadar kızarmam. Sonra hanfendinin de çizgisinden çıkmasıyla birlikte manager’ın gözleri önünde şu lafı işittiğimi hatırlıyorum:

  • -Keşke buraya gelirken yanınıza sakallarınızı değil de beyninizi alıp gelseydiniz?

!!! Ben şoklar şoku !!! İtiraf ediyorum, güzel indirdi kroşeyi. Ben iptal, ben zerk. O an, Call of Duty’de omuzundan mermi yiyen karakter gibi kırmızı bir halka dönüyor kafamın etrafında. Hakem sayıyor, 6…7…8… Ben doğruluyorum, Ben şok, Ben evrim. Ben Pikaçhu’dan Raiçhu. O derece yani. Ulan sakal mevzusunu açan sensin, beyin görmek istedin de göstermedik mi be şizofren manyak?!!

Artık şu noktadan sonra bu maç sittin sene dönmez Salih Ağbi koyvermişliğiyle ve 90+9’da Selçuk’un kullandığı o son kornere kalecisini de gönderen Türkiye milli takımı edasıyla, vücudumum paralize olduğunu hissediyor ve kenardan Fatih Terim’in bana yaptığı işaretleri görüyorum, hayalle gerçek karışımı bir sanrının içindeyim. Fatih Hoca bana: ileri git, sonra geri dön. Şişir, indir, kaldır tarzında jest ve mimik dolu bir hikaye anlatmaya çalışıyor. Ne anlattığını tüm Türkiye gibi ben de anlamıyorum. Sonra yarı felçli bu durumdan tam çıkacekken kulağıma tonton ninemin; ”altta kalma yavrum, sen de giydir, sen de giydir” fısıltılarıyla üstümdeki felci atıyor ve şu cevabı veriyorum;

  • +Efendim, galiba sizdeki bu amiyane seviye beynime önceden malum olmuş olacak ki kendisi bugün evde kalmayı tercih etti ve görüşmeyi beni gönderdi’ diyerek az önce yediğim kroşeye, karşı kroşeye cevap veriyorum.

O esnada, toplantının başından beri ince ince gülümsemekten ve ortamı süzmekten başka bir iş yapmayan ve kuvvetle muhtemel benim hareketlerimden bir karakter analizi yapan -ki bu yetkinliğini de 3 haftada aldığı ‘jest ve mimiklerden kişilik tahlili’ sertifikasına bağlayan manager hanfendinin, kibar bir şekilde görüşmeyi bitirmeyi teklif etmesiyle son düdüğü duymuş bulundum.

Gayet rahat bir şekilde hay hay diyip son kelamımı etmek için derin bir nefes aldım. O esnada bizim küçük şeytan çoktan ayaklanmış ve kapıya doğru yönelmişti. Ben de ayağa kalkıp kimseyle tokalaşmadan; ‘gün gelecek sakallarımı kesip çalıştığınız yere kargolayacağım hanfendi’ diyerek kapanışı Alex’in Samsunspor’a attığı o röveşatayla yaptım.

Yediğim ‘terbiyesiz herif’ etiketini de yanıma alarak o gün orayı garip bir ruh hali içinde terk ettim arkadaşlar.

Her neyse; şimdi adım adım sonraki süreci toparlayıp bitiriyorum;

  • Aradan geçen 3 ay içinde 2 farklı araba markasıyla daha sakalsız cv’mle görüşme ayarlayıp gayet sakallı bir şekilde görüşmeler yaptım.
  • Son görüşmemde gelen ‘işe kabul edilirseniz sakallarınızı keser misiniz’ sorusuna verdiğim ‘asla’ cevabıyla hiçbir şirketten teklif alamayarak ik’cı arkadaşımdan büyük küfür yedim.
  • Akabinde Linkedin üzerinden gelen bir iş teklifine evet diyerek çok alakasız bir sektörde mevcut işime başladım.
  • Bu süre içinde sakallarım daha da uzadı. Hatta beyazladı.
  • İlk görüşmemde bana nefret kusan manyak hatun terfi aldı ve o şirkete kıdemli ‘talent hunter’ oldu. Varın gerisini siz düşünün. (Linkedin’dan takip ediyorum.)
  • Bana gelince, ne açım ne açıktayım. Sevdiğim işi farklı bir sektörde yine yapıyorum. Ama sakallarımı kesmedim.
  • Bakın bu nokta çok önemli. Sakal bırakmamın arkasında hiçbir dini ya da siyasi sebep yok. Sadece sakallı halim sakalsız halimden daha düzgün. Tek amacı budur sakal bırakmamın, içsel tatmin. Ne dini ne siyasi yani. Suratım sakal kaplıyken kendimi daha yaratıcı daha özgüvenli hissediyor ve yaptığım işi daha iyi yapıyorum be kardeşim! Bundan daha doğal ne olabilir?

Sonuç olarak;

  • Daha tokalaşırken görüşmeyi kafasında bitiren insanlara karşı kendi tutkularınızı ve yeteneklerinizi anlatma hayali kuruyorsunuz ya yalan!
  • Arkadaşlar siz siz olun, iş görüşmelerine kurbanlık koyun gibi gitmeyin. İlana yapılan 1000 başvuru sizi korkutmasın. Maymunluk yapmayın.
  • Rızkı veren Hüda’dır deyin, karakterinizden asla taviz vermeyin. İşi sakallarınızın değil bilginizin yapacağını onlar bilmiyorsa kalkın ve gidin. Emin olun kaybeden siz olmayacaksınız. Sırada 1000 tane aday bekliyorsa unutmayın ki 1000 tane farklı iş de sizi bekliyor. Umudunuzu taze tutun.
  • Unutmayın ki yanlış kişiyi işe almanın bedeli onlar için çok daha fazla.
  • Ben hayallerimdeki sektörün kapısından 3 kere döndüm 3 kere daha dönerim. Sakallar kesilir 3 hafta sonra uzar. Hiç önemli değil ama eşeklik bakidir. Bu asla değişmez.
  • Hala bir gözüm otomotiv sektöründedir. Düzgün ilan varsa başvururum fakat bu sefer sakalsız halimle değil olduğum gibi sakallı halimle başvurular yapıyorum.
  • Biliyorum ki o gün gelecek. O gün geldiğinde ise kıla tüye takılmayan güzel insanlara huzurlarınızda teşekkür edeceğim.

Ben derim ki işe alımlar da konkur gibi yapılsın. Bi iki tane ik’cının filtreleme keyfine bırakılmasın, fikri ve tutkuları olanlar kazansın. Fotoğraflı özgeçmiş saçmalıkları bizde de artık kalksın. Problemler brief’lensin, çözümü getirenler seçilsin. Naçizane hayaller.

Mesela biz yeni ekip üyemizi ‘a hedef kitleyi nasıl etkilerdin‘ brief’ine ‘a yanlış biz b’ye gitmeliyiz‘ cevabını çok beğendiğimiz için seçtik. Ne saçına baktık ne sakalına. İlk görüşmeye İK ile birlikte biz de girdik.  Çok da memnunuz. Zehir gibi kendisi.

*Bilmeyenler için hatırlatalım, çoğu ülkede fotoğraflı cv ile iş başvurusunda bulunmak yasaktır. Sebebi ise çok açık: Biz buna muasır medeniyetler seviyesi diyoruz.

Saygılar, sevgiler.

Genellikle şu muhitlerde takılıyorum, beklerim: twitter.com/stajyer_ + instagram.com/seniorstajyer

 

Leave a Reply