Türkiye’de ticaretin sürekliliği, ekonominin canlılığı, istihdamın can damarı KOBİ’ler olsa da, KOBİ’ler kendilerinin farkında değil ve beni çok şaşırtıyor. KOBİ’lere dair TUİK verilerini sık sık dile getirirsek belki KOBİ’ler gerçek güçlerini görürler. Bu istatistiklerin çeşitli parametrelerle desteklenmesi ve her yıl güncellenmesi büyük önem taşıyor.

Birazdan TUİK’in KOBİ’lere dair 2014, 2015 ve 2016’daki verilerinden oluşan bültenden bazı bilgiler aktaracağım.

KOBİ’lerin, potansiyellerini keşfetmesini sağlayacak bu istatistiklere ek olarak şunu da belirteyim, globalde işi niş odaklı dijital pazarlama olan ajanslar Türkiye pazarında KOBİ’lere yönelik çözümler üretiyor. Bu bile KOBİ’lerin ciddi bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.

Öncelikle KOBİ kavramını bir açalım. Türkiye’de KOBİ, ilgili mevzuata göre şöyle tanımlanıyor; 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosundan herhangi biri 40 milyon Türk Lirasını aşmayan girişim. TUİK’in oluşturduğu istatistiklerde ise sadece çalışan sayısı 250’den az olan girişimler KOBİ olarak tanımlanmış.

İstatistiklerle KOBİ Gerçeği

2017’ye dair bir veri bulamadım ama son 3 yıla dair epey ilgi çekici veriler okudum. Örneğin Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) 2014 yılında toplam girişim sayısının %99,8’ini oluşturuyormuş. Buna karşın KOBİ’ler; istihdamın %73,5’ini, maaş ve ücretlerin %54,1’ini, cironun %62’sini, faktör maliyetiyle katma değerin (FMKD) %53,5’ini ve maddi mallara ilişkin brüt yatırımın ise %55’ini oluşturuyormuş. Toptan ve perakende ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı faaliyetindeki KOBİ’lerin 2014 yılında istihdam payı %26,9, maaş ve ücret payı %23, ciro payı %49,6, faktör maliyetiyle katma değer payı %26,1 ve maddi mallara ilişkin brüt yatırım payı ise %19,4 olarak gerçekleşmiş.

2015’e gelindiğinde ise farklı parametreler ışığında KOBİ’lere dair istatistikler bize “KOBİ gerçeğini” gösteriyor.

Örneğin ihracatın 2015 yılında %55,1’i, ithalatın ise %37,7’si 1 – 249 çalışanı bulunan girişimler tarafından yani KOBİ’ler gerçekleştirildi. İthalatta ise 2015 yılında 1-9 kişi çalışanı olan mikro ölçekli girişimlerin payı %6,3, 10-49 kişi çalışanı olan küçük ölçekli girişimlerin payı %13,1, 50-249 kişi çalışanı olan orta ölçekli girişimlerin payı ise %18,2 oldu.  İthalatta 250+ çalışanı olan büyük ölçekli girişimlerin payı %62,3 oranında.

2015’e dair diğer istatistiklere baktığımızda karşımıza; KOBİ’lerin ihracatın %49’unu Avrupa Birliği ülkelerine yaptığı ve ihracatın %92,3’ünün imalat sanayi ürünlerinden oluştuğu görülür.

Ayrıca KOBİ’ler 2015’te Ar-Ge harcamalarının %17,7’sini gerçekleştirdi. İnternet erişimine sahip KOBİ’lerin oranı ise %93,5’tir. Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması 2016 yılı sonuçlarına göreyse 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin %93,7’si internet erişimine sahip olup, bu oran KOBİ’lerde %93,5’tir. Tabi dbu rakam aldatıcı olmasın. Zira bunlar dijitalleşmeyi kapsamıyor. İnternete erişimle interneti reklam, iletişim ve pazarlama odaklı yani işe yarar şekilde kullanmak aynı şey değil…

KOBİ’lerin Eksiği: Farkındalık

Yukarıdaki verileri birçok mecrada farklı haber başlıkları altında okumuş olabilirsiniz. Fakat ben bu verileri önemsiyorum. Zira rakamları önemseyen ve yorumlayan mutlaka kazanır. Kabul edelim ülkece matematikle aramız epey kötü ve rakamlarla ciddi anlamda sorunumuz var. Tıpkı kavramlarla sorunumuz olduğu gibi… Kavramları yine bir şekilde içselleştiriyor, süspanse ediyoruz lakin matematik sayılardan ibaret ve hata affetmiyor.

İş hayatında matematikten uzak durmak ya da matematikte kaybetmek ise rekabette 10 – 0 geride başlamak anlamına geliyor. Bunun farkındayız lakin yine de sayıları görmezden geliyoruz. Çünkü sayı demek istatistik demek, istatistik demek analiz demek analiz demekse strateji demek… Tüm bunların tek bir anlamı var; “farkındalık”

Şimdi ben sayıları göz ardı edip, gece gündüz strateji, marka ya da dijital pazarlama anlatsam dahi eğer karşımda sayılara, istatistiklere, analize, stratejiye önem vermeyen kişi ya da kurum varsa anlattıklarımın hiçbir anlamı olmaz. Sadece kendimi tekrar etmiş olurum. Belki, “tekrar etmek farkındalık oluşturur” diye düşünüyor olabilirsiniz. Fakat hayır ben öyle düşünmüyorum. Farkındalık oluşturmak adına mesajı algılayamayan kitleye mesajı sık ve agresif biçimde sunmak manasızdır.

KOBİ’ler özellikle reklam ve pazarlama konusunda kendi kendilerine yettiklerini düşünüyorlar. Onlara böyle düşündüren sebeplerin başında potansiyellerinin farkında olmamaları vardır. Biri çıkıp bir KOBİ’yi karşısına alıp ona dışarıdan bir göz olarak nasıl göründüğünü anlatsa her şey çok başka olur. Fakat Türkiye’de marka yöneticiliği ajans ile kurumsal arasında köprü olarak algılandığı için KOBİ’ye markalaşma adına deyim yerindeyse herhangi bir çeki düzen verilemiyor.

Marka yöneticisi ne iş yapar konusunu burada açmayacağım ancak KOBİ’lere iki uyarım var.

  • Rakamları önemseyin
  • Potansiyelinizin farkında olun.

Bunları birinin gelip size söylemesini beklemeyin. Sonuçta sizin bir potansiyeliniz var. Yazının ilk bölümünde verdiğim ve son 3 yılı kapsayan istatistikler bunun kanıtıdır.

Sevgili KOBİ’ler lütfen potansiyelinizi görün ve iç pazarda pazu yapıp dışarıya açılın. Türkiye’den Tayland’a ürün satabileceğinizi, Orta Doğu’ya veya Kuzey Avrupa’ya rahatlıkla ulaşabileceğinizi bilin. Özellikle ürünlerinizin katma değeri yüksekse ve AR-GE’yle desteklenebiliyorsa size her yer potansiyel bir pazardır.

Farkındalık konusunda bir diğer önerim, reklam ve pazarlama stratejilerinin sizi potansiyel pazarlara ulaştıracağının farkında olun. Pazarlama olmadan satış olmaz. Kafası karışan bazı marka yöneticileri satış odaklı olsalar da önceliğiniz pazarlama olsun. Çünkü anlatılmayan ürünün sadık müşterisi veya pazarı olmaz. Pazarlamaya odaklanıyorum çünkü ben günü kurtarma telaşında olmanızı istemiyorum.

Bir diğer uyarım da şu; örneğin bir KOBİ herhangi bir ajansla anlaşıp şirketin reklam, pazarlama ve iletişim süreçlerini ajansın yürütmesini istiyor. KOBİ böyle bir karar aldıysa, en kilit süreci emanet ettiği partnerini tanımakla mükelleftir. KOBİ adına bu süreci yürütecek departman ise kurumsal iletişimdir. O yüzden sevgili KOBİ’ler mutlaka ama mutlaka kurumsal iletişim departmanında ajansı denetleyecek bir yapılanma kurgulayın. Eğer böylesi bir yapılanmaya bütçeniz müsait değilse, yani dijital odaklı bir iç yapılanmaya gidemiyorsanız kurumsal iletişim departmanını dijital konusunda mütemadiyen eğitime tâbi tutun… Eğitimi verecek kişinin; akademik kariyere sahip olması, sektör tecrübesinin bulunması, konuyla ilgili kitabı ve makalelerinin yayınlanmış olması ve anlattığı işi uyguluyor olması önemlidir.

Görüldüğü üzere kurumsal iletişim departmanı KOBİ’nin potansiyelini fark etmesi için büyük önem taşıyor. O kadar ki eğer kurumsal iletişim departmanı, ajanstan rapor talep etmeyen veya ajanstan gelen raporu yorumlayamayan veya yorumladığı rapor neticesinde gerekli pazarlama aksiyonuna geçemeyen bir yapıdaysa KOBİ kaybetmeye mahkumdur.

Çünkü KOBİ için sayıların önemi büyüktür

Çünkü sayılar farkındalığa yardımcı olur

Çünkü farkındalık markalaşamaya giden yolda mihenk taşıdır

Bu arada bir şeyi hatırlatmakta yarar var; markalaşmayan girişimlerin sürekliliği yoktur…

Konuk Yazar: Mürsel Ferhat Sağlam

Leave a Reply