Kaspersky Anti-Virüs Eski Türkiye Ülke Müdürü ve Bilgi Teknolojileri sektörünün tanınmış ismi Murat Göçe’yi Fikirçok.net Kürsü‘de ağırlayarak oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. BTHABER Şirketler Grubu’nda Başkanlık görevine ve Bilgi Teknolojileri alanında verdiği danışmanlıklara devam eden GÖÇE’nin; pazarlama, e-ticaret, girişimcilik ve gençlere yönelik düşüncelerini kendisinden dinledik. Keyifli okumalar 🙂

  • Aslında bizler Murat Göçe’yi gerek kendi girişimlerinden gerekse Kaspersky Türkiye’de yaptığı Genel Müdürlük görevinden ötürü yakından tanıyoruz. Fakat hiç tanımayanlar için Murat Göce kendisini 3-5 cümleyle nasıl tanıtır?

1979 yılında sektöre girip teknisyenlikten bölüm müdürlüğüne , satıcılıktan şirket yönetimine, genel müdürlükten ülke müdürlüğüne kadar Bilişim Teknolojilerinde her kademe görevi üstlenmiş bir dinozor diyebiliriz. Ülkenin ilk BT firmalarından biri olan İnfo Otomasyon ile işe başladım. Sonrasındaki firmalar arasında Doğan Holding ve Sentim gibi büyük firmalar olduğu gibi benim de sahibi olduğum birçok irili ufaklı firma da var. 2000 yılından itibaren Bilgi Güvenliği konusundan uzaklaşmadım, bir de 4 yıl gibi bir süre Bilgi Üniversitesi Bilişim Hukuku master programında da öğretim görevlisi olarak hizmet verdim.

  • O zaman konuya hızlı girip size oldukça popüler bir kriz ile ilgili bir soru sormak istiyoruz. Bildiğiniz üzere Volkswagen, marka tarihin en zor anlarını yaşıyor. İnanılmaz bir krize evrilen bu süreç, firmanın üst düzey yöneticilerini de koltuğundan etti. Gördüğümüz kadarıyla markanın hala önemli bir kriz yönetim planı da yok. Bu konuda siz olsaydınız nasıl bir yol izler markayı bu bataktan nasıl kurtarırdınız?

Ben her zaman her konuda açıklıktan yanayım. Samimi duygu ve düşünceleri ortaya çıkarmak her zaman işe yarar.

Çıkıp bunu yaptık evet ama şu nedenle diye bir açıklama yapar, kitlelere biraz mağdur edebiyatı yaparak arkama almaya çalışırdım. Çünkü bu marka bir Dünya devi ve rekabet gibi bir bela ile başı derde girmezse bunu yapmazdı. Rekabet ise bir kanser gibi her firma için büyük tehlike. Bu kulvara girince kurtuluş yok.

İstifa sorundan en kolay kaçıştır. Ahlaki açıdan bakıldığında olumlu gözükse de aslında “ben bu işi çok kötü yaptım, şimdi size bırakıyorum, ne yaparsanız yapın” anlamını da barındırır. Bence bir hata varsa onu düzeltecek kişi de odur. Söylemin yukarıdaki yerine “ben hata yaptım, çözmek için daha dikkatli olacağım, önerilere açığım, işbirliğine açığım” olması daha tutarlı olur. Hata düzeltilirse sonrasında istifa düşünülebilir, o zaman buna ilgililer karar verir.  İşte bu nedenle, böyle istifa eden yöneticilerin samimiyetine inanmıyorum, hatanı düzelt git demek lazım. Ben olsam sonuna kadar mücadele ederdim.

Genellikle “reklamın iyisi kötüsü olmaz” denir. Bence külliyen saçma. Kötü reklam bir markanın sonunu bile getirebilir.

Geçmişte bir markanın “kullanılmış eşyaların sorunsuz iade kabulü” diye bir kampanya açıklamış ve düşme noktasına gelmişti. Çünkü herkes alacağı eşyanın 2. el olmasından şüphelendi. Reklam kendini vurdu.

Emirates–Benfica gördüğüm en iyi reklam. Çekim süper, atmosfer müthiş. Benfica seyircisi umduğumdan daha ateşli. Emirates kızları ise sahiden alımlı.  Kimin reklamı mı? Bilmem hatırlamıyorum.

Coca Cola reklamını ilk gördüğümde “bu reklam bu markaya yakışmamış” demiştim. Şimdi de farklı düşünmüyorum. Arabesk kokulu basit bir reklam. Üstelik taklit olduğu da ortaya çıktı, Hintli bir filmden alınmış, bu durumda tespitte yanılmadığımı düşünüyorum

Koton iyi iş yapmış. Tebrik ederim. Baştan sonra koton ve çocuk kavramı birleşmiş. Fiyatlar da araya yerleştirilmiş. Beğendim. Mesaj net .

  • Markasını tanıtmak ve büyümek isteyen yeni kurulmuş bir Araç Kiralama Şirketiniz var. Bir an önce büyüyüp filo kiralayan bir şirket haline gelmek istiyorlar. Fakat eldeki imkanlar ise şu şekilde; Aylık sadece 10.000 TL Pazarlama Bütçesi, 3000 tane basılı broşür, tek sayfadan oluşan bir web sitesi, 50m2 kare bir ofis, 4 tane çalışan ve 10 tane kiralık araç. Çalışan 4 kişiden biri olan ve aynı zamanda bu şirketin pazarlamasını yönetmeye çalışan, tek kişilik dev kadromuza neler önerirsiniz?

Bu konuda genelleme yapmak çok zor. Yani BT firması için farklı bu araç kiralama firması için çalışmalar farklı olmalı.  Ama pazarlamadaki en temel kurallar ile başlayabiliriz:

Bu kadar rekabetçi ortamda bir fark ortaya koymalı bu firma. Yıllar önce izlediğim sunumda şöyle diyordu konuşmacı; her iş bir kategoriye girer, her kategorinin ilk ikisi kazanır, üçüncü başa baş gider, geride kalanlar kazanamaz. Siz kendinize yeni kategori yaratmak zorundasınız. Yani herkesin oto kiralama yöntemini biliyoruz; fiyat, sorun çıktığında yerine araç, hesaplı benzin vs vs. Peki hiç oto kiralayan şirketlerin tamamen atıyorum ayda 1 kere sinema bileti verdiğini gördünüz mü? Ya da ekonomik bir otoyu 1 ay kiralayana 1 hafta sonu jip veya motorsiklet kiralama bedava gibi. Yani ortaya yeni bir şeyler koymak.

Bunu duyurmak için bu bütçede bir firma için en ekonomik yol da sosyal medya araçları olur. Güleryüzlü , istikrarlı ve çalışkan bir ekip bu işi büyütür.

Yine de sorudaki bahsi geçen arkadaşlara yardımcı olalım 🙂

Öncelikle internet sayfanızı geliştirin diyerek işe başlayalım. İnternet ortamı günümüzün en etkili pazarlama araçlarından. Bu nedenle güçlü ve tutarlı içeriğe sahip internet siteleri her zaman takip edilir ve fayda sağlar. Bütçemizin 1000 TL‘sini buraya ayırmakta hiçbir sakınca yok.  Broşür madem yaptırılmış, bunun dijital halini de siteye yüklemeyi atlamayalım. Halen etkili ve maliyeti çok düşük mailing çalışmaları yapın. Potansiyel ama gerçek alıcı listelerine haftada bir kere e-mail atın, onlara sadece reklam değil , bilgilendirme içerikleri yollayın. Mesela kış lastiğini ne zaman takmalı? Kasko neleri kapsamaz gibi? Bir bülten tadında olsun, insanlar faydalansın. O nasılsa satışa dönecektir bir gün.

Kalan broşürleri de sadece ikili görüşmelerle ve ilgilenen kişilere verelim. Buradan anlaşılacağı üzere hızlı bir potansiyel müşteri listesi hazırlayıp, onları ziyaret etmek lazım. Bu ziyaretlere çekinmeden eş, dost arkadaş da eklenmeli. Network ne kadar büyürse o kadar iyi.

Müşteri adaylarına samimi davranmak lazım ama içinde bulunulan olumsuz şartlardan asla bahsetmemeli. Sanki bütçeniz var ve işi büyütmeye çalışıyorsunuz. Unutmayın kimse sizin sorunlarınızla ilgilenmez. 10 araç olduğunu söylemeye gerek yok, daha fazla varmış gibi davranıp müşteri gözünde güven kazanın, işinizin sadece bu olduğunu, konuya hakim olduğunuzu ve uzun soluklu hizmet vereceğinizi anlatın.

 Birbirinizi sürekli motive edin, yılmayın, istikrarlı ve dürüst çalışma size başarıyı getirecektir.

  • İsterseniz dijitale dönelim. Her geçen gün Türkiye e-ticaret sektörüne giriş yapan birçok marka oluyor. Kimilerinin adını gümbür gümbür duyarken kimileri ise yoluna sessiz sedası devam ediyor. Sektörden silinen markaları da takip ediyoruz tabii. Limango’nun rekabete yenik düşmesi yakın bir zaman önce hepimizi şaşırtmıştı. Siz, e-ticaret pazarına giriş yapan, 50 kategoride toplam 5000 ürün listeleyen ve teknoloji ürünleri dikeyinde ürünler satan bir e-ticaret girişimine hangi dijital pazarlama kanallarını kullanmasını tavsiye edersiniz? Özellikle e-ticaret’in teknoloji tarafında önemli bir rekabetin olduğunu da hatırlatmak isteriz.

E-ticaret artık eski e-tcaret değil. ABD’de başlayan furya ile açılan e-tcaret sitelerinin öncü olanları yol alsa da çoğunluk kapatmak zorunda kaldı. Tamamen fiyasko ile sonuçlanan projeler yatırımcılarına çok zarar verdi. Dikkat edildiğinde yine aynı konuyu tespit etmek kolay. Birbirinin takliti siteler batarken, ilk veya konusunda tek olanlar başka değişle kendi kategorisini yaratıp ilk ikide olanlar kazandı.

Ülkemizde Yemeksepeti, Hepsiburada, Gittigidiyor gibi siteler tam bir başarı öyküsü, bunlar hem ilk hem kendi kategorilerinde lider. Bunları taklit edenler ise zorluklar içinde.

Sonuç itibariyle, eğer bu firmamız farklı hizmetler farklı ürünler sunmayacaksa hiç girmesin. Mesela çok beğendiğim bir örnek var; Sefamerve.com. Tamamen sosyal medya üzerinden büyüdü ama ürünleri daha evvel hiçbir yerde satılmıyordu. Farklı yaklaşım ve yeni ürünlerle o bir lider.

  • Biraz da ajans-müşteri ilişkileri hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz aslında. Önemli bir markanın tepe ismi olarak görev yapmış biri olarak ülkemizde ajans ve müşteri ilişkileri sizce nasıl olmalıdır? Genellikle her iki taraftan da sıklıkla dile getirdiği; ‘’ajansımız bizi anlamıyor’’, ‘’müşterimizi bizi anlamıyor’’ serzenişleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu soruya cevap bundan 2 yıl önce beni aşardı. Şimdi bu konuları öğrendiğimi sanıyorum. Ajanslardaki çalışan arkadaşlarımız konusunda uzman, büyük ihtimalle eğitimini yurtdışında yapmış muhteşem kişiler. Büyük ülke kültürlerindeki reklam yani pazarlama konularında birer dahi. Bir Amerikan şirketi için pazarlamanın temel hedefi kitlelere ulaşmaktır. Ne kadar çok kişiye markanızı gösterirseniz satış gücünüz artar. Markanızı 1 Milyon kişinin gözüne sokarsanız bunun %1’i satışa dönse başarı kabul edilir. Kitlelerin özellikleri son zamanlarda arka planda kalmıştır, kitlenin niteliğinden çok niceliği önemlidir. Bu amaçla TV, Sosyal Medya, Bilboard, Outdoor gibi pazarlama çalışmaları idealdir.

Bence naçizane hata burada başlıyor. Bizim ülkemizde kitlenin niteliği çok önemli. Bir sunucuyu Çorum TV’sinde bütün izleyiciye göstermek size sonuç kazandırmaz. Hatta sunucuyu ulusal kanallarda da tanıtsanız fayda getirmez. Kimse o reklamın farkına bile varmaz, bırakın TV’de görsün ve satın alma kararını etkilesin.

Oysa nokta atışı yapmak lazımdır. Teknolojik bir ürünü SADECE teknoloji konusunda çalışan kaynaklar tanıtabilir. Çünkü o kaynaklar zaten takip ediliyordur ve çıkan her pazarlama çalışması gözlerden kaçmaz. Malum algıda seçicilik önemlidir.

Şunu söylemek istiyorum,  kurumsal bir sunucu markası ulusal TV kanalına ya da ulusal gazeteye reklam çalışması yapmasının bence pek anlamı yok. Teknoloji basınını kullansa hedef kitlesine daha kolay ulaşır. Aynı şekilde çalıştığı web sitesinin izleyici sayısından çok, izleyicinin özellikleri önemlidir. Bir alışveriş sitesi 1 Milyon kişi tarafından tıklanıyorsa, oraya verilen reklam 2.000 kişi tarafından takip edilen teknoloji sayfasından daha iyi sonuç vermez. Tam tersini ise iddia ederek söyleyebilirim. Çünkü teknoloji sitesinin izleyicisi zaten o çalışmayı bekliyordur. Onun için o sitede.

  • Elbette olmazsa olmazımız gençler. Özellikle firmaların İK departmanları ya da bizzat ilgili departman yöneticileri genç yeteneklerin peşinde ve parlak gençleri kendi ekiplerine katmanın uğraşında. Siz geleceğin pazarlamacı ve iletişimcilerine, kendi deneyimlerinizden, kazandığınız başarılardan ve yaptığınız hatalardan yola çıkarak neler önerirsiniz?

Meşhur bir atasözü var;

Gençlik bilebilse ihtiyarlık yapabilse.  Çok şey öğrendik, bu bildilerimizi aktarmak bizden sonrakiler için faydalı olur umarım.

  • Öncelikle markalar için aynı öneriyi çalışanlar için de verebilirim. Herkesin tercih ettiği işlerden çok kendilerine farklılıklar yaratmalılar. Örneğin; bugünlerde Ağ Güvenliği konusunda çok talep var ama forensic için yok. Bu alandaki açığı yakalayan öncüler kazanacak. Sonra belki tamamen uyduruyorum PHP bilen Forensic uzmanlığı revaçta olacak. Hep farklılık hep ayrı kulvar.
  • İstikrar çok önemli. İster çalışan olsunlar ister işveren zor günlerle karşılaştıklarında vazgeçmemeliler. Çok iyi günlerde de gevşetmemeli.
  • Her kişi veya kurum önemlidir. Herkesi sevmek zorunda değiller ama ilişkilerini asla bozmamalılar. Bir gün kişi ya da kuruma ihtiyaç olabilecektir.
  • Son olarak elbette dürüst, çalışkan, şeffaf ve kendisine fayda sağlayanlara karşı vefalı olmalılar.
  • Son olarak son zamanda en beğendiğiniz, Fikir Çok Net dediğiniz proje, reklam, girişim ya da kampanyayı öğrenebilir miyiz? Sizin FikirÇokNet’inizi duymak isteriz?

Zaman içinde birçok proje beğendiğim oldu. Bazıları yanlış zamanda çıkmıştı sanırım. Mesela “evinin önünde araba yıkama” müthişti.  Fakat Türkiye için biraz erken galiba.  Tutulmadı.

Google Earth, Yandex Navi gibi uluslararası uygulamaları hariç tutacak olursak Bitaksi uygulaması en beğendiklerimden biri diyebilirim. Müthiş. Etkin ve kolay.

 

Bu keyifli ve verimli söyleşi için Murat Göce’ye çok teşekkür ediyoruz.

*Söyleşi: Mehmet Emre Baş

Leave a Reply

2 comments

  1. melih

    Vay röportaj işine mi el attı fikircok net iyiymis. Saglam isimler görürsek guzel olur bu guzeldi mesela