Redaktör yoğurt mu?

Ücretlilerin ve trafikte kurallara uyarak araçlarını kullananların iki baş belâsı vardır: Enflasyon ve trafik canavarı! Hayatın sert gerçeklerinden kaçışın, gerçekleri ehlileştirerek gündelik hayatın huzursuzluk veren acılı yanlarını törpülemenin, olağan kılmanın çizgiyle ifadesi söz konusu olduğunda, ağzından alevler saçan yeşil bir “enflasyon canavarı”nın altında inim inim inleyen “sokaktaki adam”ın acıklı durumuna gülen kaç kişi kaldı bilemiyorum; fakat o “canavar”ın pençesinin cebimdeki deliği büyüten hamlelerine daha fazla dayanamayarak “cepten” de kredi verebilen bir bankanın şubesinden ürkek adımlarla içeri girmiştim birkaç yıl önce.

“Bireysel kredi” masasına yaklaşıp “kredi” talebinde bulundum. Dört sayfalık bir form tutuşturuldu elime. Bir çırpıda doldurdum. Yetkiliye uzattım. Doldurduğum forma hızlı hızlı göz gezdirirken gözünün bir yere takıldığını fark ettim müşteri temsilcisinin. Durdu. Gözlerini elindeki formdan ağır ağır kaldırarak mahcup bir ifadeyle sordu: “Şey, redaktör… redaktör ne demek acaba?”

Redaktör kim midir? O bir, son ütücüdür! O bir, “tekst remayözcüsü”dür! O bir kelime, cümle hafiyesidir! Sorum ise şudur: Reklam sektörünün ve basın dünyasının bu sine qua non neferlerinin kadri kıymeti ne kadar biliniyor, daha doğrusu biliniyor mu?

Redaktörler bir bakıma imaj danışmanıdır. Simsiyah takım elbisenin altındaki gıcır gıcır bağcıklı ayakkabısının içine bir çift beyaz çorap giymiş kişinin itibarı kaç paralıktır acaba? Redaktörler, kostüme uygun detayların düzenleyicisi, “mütemmim cüz” danışmanlarıdır. Özlü sözler sektörünün en çok bilinen sloganıyla ve pos bıyıklarıyla ayrı bir hayran kitlesine de sahip Nietzsche’den söyleyelim: Şeytan ayrıntıda gizlidir.

Redaktör, ne indir ne de cin… Cin gibi olmalıdır, o ayrı mesele! “İletişim”den taze mezunların ve hevesle, güle oynaya ajanslara, gazetelere staj yemeye akanların copy writer, muhabir, yazar olma aşkıyla yandıklarını müşâhede etmekteyiz. Redaktörlerin dış kapının mandalı muamelesine revâ görülmeleri kaderleri olmuştur sanki. Çöpsüz üzüm (?!) “metin”lere görünmez bir el dokunmakta; fakat bundan ne reklam veren ne reklamcı olmaya heves eden gençler ne tüketici -ve dahi- ne de patron farkındadır! Ben bir “pasör”üm orta sahada; Gülhane Parkı’nda!

Redaktör medaktör yazsam da belirtmek isterim ki her dāim “musahhih”i tercih ederim. Ne “redaktör”e ne “düzeltmen”e ısındım. “Düzelt Men” değilim, “vibratör”le karıştırılan “redaktör” ise hiç mi hiç! Mis gibi musahhih! İçinde “us” var, “ah” var, “ahi” var, “mah” var, “sahih” var, daha n’olsun! “İsa” ile “Musa” da… Zaten ne İsa’ya yaranabilir bir musahhih ne de Musa’ya!

Şimdi de şu soruyu soralım: Redaksiyon nedir? Tashih, son okuma, standart sağlama gibi evrelerle iç içe geçer; el ele blues söyler Anadolu’nun bağrında, bluzunu parçalarcasına redaksiyon. İşin niteliğine ve niceliğine göre kapsamı daralıp genişleyebilir. Redaksiyon ve dolayısıyla redaktör, anlam ve bilgi kontrolü/düzeltmesi alanlarına da el atar.

Adam Smith’in ruhunu şâd ede ede, “görünmez el” teorisine uzanır redaktör; ifade bozuklukları, anlam boşlukları, maddî hatalar, terminolojik çelişkiler/tutarsızlıklar, standart dışı yazılışlar ve bağlaç ile edatın hâlâ ayırt edilememesi hayhuyu içinde… Bir sözcüğün satır sonunda veya alt satırda yer almasının metne etkisi, bir harfin tipografik kroşelerle dağılması, hatalı sözcük bölünmelerinden doğabilecek anlam kaymaları, bir espas… Eiffel Kulesi’nin bütünü içindeki küçücük bir vidayı düşünün. Redaktör, yazının olduğu her yerdeki o çelik vidadır.

Şu bilgiyi verelim ki bir harf eksiğinin veya fazlasının, harflerin “büyük-küçük” oluşuna dikkat kesilmeyişimizin, noktalama işaretlerine olan tenezzülsüzlüğümüzün (yükselen itiraz seslerini duyabiliyorum, e’ler, z’ler ve ü’ler için) müzmin hâli artarak dilimizi yıpratmasın. “Concord” mu, “Concorde” mu? İngiliz-Fransız ortaklığının ürünü bu “tayyare”nin (Meraklısına: Mantık’ut Tayr, Feridüddin-î Attar) adının İngilizce mi, yoksa Fransızca yazılışıyla mı göklerde salınacağı konusu her iki ülkede uzunca bir süre tartışılmış ve söz konusu işbirliği (ama müşteri “iş birliği” diye istiyooo!) askıya alınmıştı. Fransızların ana diline hiç de “Fransız” kalmayan bir millet oluşunu bu vesileyle belirtmek gerekiyor.

Her ajansın iş akış şeması/planı küçük farklılıklar gösterse de iş akışı hemen hemen aynı minval (evet evet, meanwhile) üzere şekillenir. Okuyacağınız redaktör tanımı, gecelemelerin tavana vurduğu ve kaos teorisyenlerinin yepyeni teorileriyle direnme azmimizi sınadığı kampanya dönemlerinin arifesinde üç yüz elli adet elektronik ürün etiketinin yazım ve fiyat kontrollerinin tek tek yapıldığı güne denk gelmektedir ve elbette “çok şahsî” bir redaktör tanımıdır. Sait Faik, yazmasam çıldıracaktım, diye boşuna dememiş. Yazmasam çıldıracaktım; yazdım. Marcel Proust’a hürmetle…

Hayatı hafta içi sabah saat 07.00’de başlayan, çoğunlukla planlar yapamayıp planlara uymak zorunda olan, “kreatif ekip” ile “reklam veren”in “kıroatifliği” arasında denge sağlamaya çalışıp espaslarla paspas, üslup ve kelime “redakte”lerinde de “yazar”larla papaz olan, müşteri onay sürecini lahmacun-ayran-künefe üçlüsüyle edâ eyleyen, peş peşe gelen revizyonlarla gözleri kan çanağına dönen, onlarca “ekkaunt”a hizmet sunup “Acele oku!”, “Acele okur musun?” gibi sürrealist taleplere mâruz kalarak sık sık Dali’yi yâd eden, ilan-broşür-föy-kullanım kılavuzu-raket-konsolide bilançolar içinde “göz tamamlaması” kurbanı olmaya müsait, doksan dakika içindeki kurtarışlarının göz ardı edilip “uzatmalarda” yediği golün hesabı sorulan -ki kaybeden bir takımda kazanan olmuyor-, kadri kıymeti kampanya zamanlarında ve yasal iznini kullandığında anlaşılan ve dahi varlığı ve de yaptığı işin boyutları “bilinmeyen”, bir harf eksiğini/fazlasını fark edememesinin bir grubu, dolayısıyla ajansı nasıl şapa oturtacağının farkında olunan, ayaklı yazım kılavuzu ve “arama motoru” muamelesi gören, ajans içinde gruplar üstü bir öksüzlükle onore edilip Cast Away bağımlısı yapılan, bilumum kılavuzlar-sözlükler ve sonu gelmez ses bulutu arasında anaerobik solunum yapan, yalnızlığın yasa dışı örgüt lideri.

Yazar: Adnan Algın

Leave a Reply

2 comments

  1. Evrim Gurel

    Harika.

    • Adnan Algın

      Teşekkür ederim, çok naziksiniz.