Yazarı Twitter’da:

Sektör olarak çok yaratıcı değiliz ama çok vicdansız olduğumuz bir gerçek!

Bundan aylar önce ”Reklamcı olmak için reklamcılık okumaya gerek var mı?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Kah takdir edildim kah eşleştirildim bu yazı için. Eleştirenlerin arasında sayın hocamız akademisyen Celil Oker de vardı. Şimdi bu sektör içinde iyi kötü bir kartviziti olan herkese şu soruyu soruyorum: Binbir umut ve heyecanla reklamcılık bölümünü seçerek ileride iyi bir reklamcı olmak için yola çıkan onlarca gencin yaşadığı bu kronik hayalkırıklığı hakkında ne düşünüyorlar? Bu durumu değiştirmek için nerede ve nasıl seslerini yükseltiyorlar?

Aşağıda yer alan mektup ise T. T (kendisinin ricasıyla ismi gizli tutulmuştur) adlı bir genç reklamcı adayı tarafından tarafıma gönderildi. Ben de hiç müdahale etmeden gönderildiği şekilde paylaşıyorum. Bu gencin yaşadığı bu durumu ben ve çevremdeki arkadaşlarım da dahil onlarca genç zaten birçok defa yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

Sözüm ona büyük dergilerimiz, yayın organlarımız, vakfımız, ajanslarımız; iş ilanı ve stajyer ilanı yayınlamanız bizler için pek bir önem ifade etmiyor. Bizlerin önemsediği, ne kadar önemsendiğimiz. Gençlerin beyin dalgalarını izleyip konu komşuya şov yapan ajanslarımızdan tutun da bunlara kadar… Hatırlarsınız ki geçenlerde de TBWA İstanbul kimin daha yaratıcı olduğunu anlamak için insanların kafalarına kablolar vs. bağlamıştı. Kanım donmuştu o vakitler. İnsana duyduğunuz saygı bu kadar ise kapatın gidin lütfen. Türkiye’nin bir ucunda yaşayan bir gence apar topar gel deyip sonra teşekkür ederiz biz bulduk demek hangi akla hizmetse siz o akıllar ile bırakın reklamcılığı, kendinizi insanlık için bir daha revize edin.

Özel üniversiteler hariç her üniversiteyi ‘bok’ sayan sözüm ona reklamcı abilerimiz, size diyecek zaten pek bir sözüm yok.

Yani neymiş ne okul ne sektör; gençlere önem veren kurum sayısı bir elin parmağı kadar ya var ya yok!

Senior Stajyer merhaba,

Şimdi sana başımdan geçen bir olayı anlatacağım ama anlatsam mı, anlatmasam mı, utansam mı, utanmasam mı bilemedim?

Şöyle ki internette bir çok eleman arayan, stajyer arayan ajanslar var. Özellikle Marketing Türkiye sitesinde iletişim öğrencileri için birçok staj ilanı oluyor. Bu sitede verilen bir çok ilana başvurdum. Yaz tatili gelmek üzereyken birçok ajansı arayıp yazın staj yapmak istediğimi söyledim.

Kimi ajans zorunlu staj yapanları kabul ediyormuş, kimi ajans stajyerini bulmuş, kimi ajans 3. ya da 4. Sınıf öğrencisini alıyormuş gibi bir çok olumsuz geri dönüşle karşılaştım. Bir kaç tanesi de CV göndermemi isteyip bir daha geri dönüş yapmadı. Bir çoğunu tekrar tekrar aradım ama hiç bir değişiklik olmadı. O kadar ajans içerisnden Papillon Dijital Ajans’ı da derslerin bittiğinde gel görüşelim dedi. O heyecanla geçen salı günü Antalya’dan İstanbul’a gittim. Uçaktan iner inmez ajansa mail attım; İstanbul’a geldim, ne zaman görüşebiliriz gibisinden.

Bana gelen cevap kendilerine uygun stajyer bulduklarını, yardımcı olamadıkları için çok üzgün olduklarını söylediler. Bense şaşırmış, üzgün biçimde teşekkür edip iyi günler diledim. Ne diyebilirdim ki ? Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Ama yinede beni bilgilendirebilirledi.

Olabilir. Başka bir stajyer almış olabilir, stajyer ihtiyacı olmadığını söyleyebilir. Bunların hiçbir önemi yok. Ama bana bir şekilde bu durum hakkında bilgi vermeleri gerekmekteydi. Neyse ben internetten birkaç ajansı daha telefonla aradım ve ajanslardan bir tanesi; WBR ajans görüşmeye çağırdı. Adreslerini alıp doğru Maslak’taki dev plazalar içinde yer alan ajanslarına girdim. Çok güzel dev plazalar vs. Ben burada stajyerlik falan yapsam hayali kuruyorum. Bir adamın yanına götürdüler. Adamı önce ajansın sahibi ya da üst yetkili bir kişi diye düşünmüştüm. Ajansın sahibi değilmiş. Sadece yetkili biriymiş.

Adam, sana 10-15 dk ayırabilirim pek vaktim yok dedi. Direkt ne olmak istiyorsun dedi. Reklamcılık düşünüyorum şu an dedim. Biraz kendi ajanslarından bahsetti. Biz de 3 bölüm var metin yazarlığı, grafik ve müşteri ilişkileri dedi. Sen hangisinde olmak istiyorsun diye sordu. Ben grafik biraz biliyorum, ilgim de var. Ama metin yazarı olarak çalışmak isterim dedim. Sonra bu bölümleri anlatmam gerekiyor ama vaktim yok, cumartesi gel uzun uzun konuşalım öyle karar ver dedi.

Sonra da telefon numarasını verip randevuyu kendisinden almamı istedi. Ben o hafta WBR ajans hakkında birşeyler öğrenmeye çalıştım. Yaptığı işleri inceledim, aldığı ödüllere baktım, hakkında yazılan eleştirileri okudum. Ajansın kimin olduğunu, nelerle uğraştığını, nerelerden nasıl geldiğini öğrendim. O ajansta çalışmayı gerçekten istedim. Akabinde cuma günü oldu aradım randevu aldım yarın saat 14’te gel dedi. Gittim. Biraz konuştuk. Sağ olsun çok yardımcı oldu en azından olmaya çalıştı. Konuştuktan sonra ajans sahibini aradı. Ajans sahibini de kısmen tanıyordum. Hakkında araştırma yapmadan önce bir kaç televizyon programında görmüştüm ama çok iyi tanımıyorudm. Ajansın sahibi Ertan Özyiğit.

Bir stajyer var gibisinden kısa bir telefon görüşmesinin ardından. Gel patronun yanına dedi. Gittik patron (Ertan Özyğit) toplantı odasında bir kaç çalışanla beraber bir proje hakkında tartışıyorlar. Toplantıyı bitirdi. Bana döndü, nerede okuyorsun diye sordu. Ben cevap vermeden yanımda ki adam Akdeniz Üniversitesi dedi hemen. Patron hemen tamam boktan bir üniversite diyip geçiştirdi. Sonra ne yapıyorsun yazıp çiziyor musun diye sordu. Hayır dedim. Bir yeteneğin var mı dedi yok dedim. Sonra bu yaz döneminden başlayarak 3 ay da olsa bir şeyler öğrenmek istediğimi falan söyledim. Sonra ben uzun dönemli stajyer arıyorum dedi. Sen şimdi geleceksin 3 ay da bir şey öğrenmeden gideceksin dedi. Yok ben çöp toplarım çay dağıtırım diyorsan gel dedi. Ben böyle bir şeyi düşünmediğim için hayal kırıklığına uğradım, şaşırdım. Zaten okuduğum okula boktan dedi üzüldüm. En azından çöp toplarsın, çay dağıtırsın o aralarda da bir şeyler öğrenirsin dese hemen tamam diyeceğim ama demedi.

Yanımdaki benle ilgilenen adam bir şeyler öğrenir falan dedi. Ona da biraz laf söyledi duygusal davranıyorsun vs. Ben sanki para kazanayım diye gitmiştim ajansa. Bana aylık 2000-3000 lira maaş vereceklerdi sanki. Para bile istemiyordum oysa. Belki de yatıracakları sigorta ücreti fazla geldi onlara. Bu olay başımdan bu şekilde geçti. Ne hayaller kurarak ne umutlarla gitmiştim oysa. Önce randevu aldığım bir dijital ajans tekmeyi vurdu. Ardından çok güzel, çok beğendiğim, burada 3 ay çok güzel geçer diye düşündüğüm WBR ajansı tekmeyi vurdu. Sonrasında ise bir hafta boyunca gezip durdum, bir tatil gibi oldu. Buruk bir tatil.. Çektim geldim Antalya’ya. Şimdi düşünüyorum. Benim gibi kaç kişi vardır böyle. Ben her yaz dönemi çalışmayı düşünürken daha 1. sınıfın yaz dönemi iptal oldu. Okullar da zaten tek düze bir sistem almış başını gidiyor. Dersi geçmek, yüksek not almak.. Bunların dışında ileriye dönük, mesleğe yönelik hiçbir şey yok. Ben yarın mezun olduğumda bir işe başvursam adamlar şunu biliyor musun, bunu biliyor musun gibi sorularını sormak yerine karşına kocaman 4 yıl – 5 yıl deneyim arıyorlar. Ben üniversite hayatım boyunca yaz dönemlerini çalışarak geçirsem zaten bir şeyler öğrenirim, az da olsa deneyim sahibi olurum. Sektörü öğrenirim, işler nasıl işliyor onu öğrenirim. Kısacası o kısacık denilen 3 aylık yaz tatil süresince çok şeyler öğrenebilirim, öğrenilirdi, öğretilebilirdi de!

Durum budur Senior, gel şimdi sen ver kararı ben ne yapayım?

*20 binden fazla insan yanılıyor olamaz, gönül rahatlığıyla takip edebilirsiniz efendim:

Leave a Reply

16 comments

  1. yavuz

    Çok yaratıcı küfür ederdim ama blogunuz kapanır. Geçmiş olsun Turgut kardeş…

  2. Serdar DEMİR

    Malesef durum bu ve bu gerçek reklam alanına ilgi duyan her gencin karşısına dikiliyor. Ben üniversiteden mezun olmuş biriyim, bu arkadaş gibi gidip didinmedim, tırmalamadım bile ajans duvarlarını. Çünkü karşılacağımız senaryo belliydi, her ajans sahibi ya da yetkili abilerin burunları bir karış havadaydı. Hep böyleydi hep de böyle olacak sanırım. Ben eğer bir iki yıl içerisinde insan gibi insanlarla karşılaşmazsam (ki pek muhtemel görünmüyor) yaratıcılıktan, farklılıktan, hayal gücünden uzak bir işe geçiş yapacağım muhtemelen. Sonra da sektörde olan ama amiyane tabirle sığır gelmiş sığır gidecek adamlar Atilla Taş’la, Banu Alkan’la reklam çekmeye ve zaten bir çok zehre maruz kalan halkımızı daha da zehirlemeye devam ederler. İki güzellik düşüneyim, egzantrik bir fikir bulayım diye düşünmeden saçma sapan reklamları temcit pilavı gibi önümüze koymaya devam ederler. Bu ülkeyi değiştirmeye çalışan, bir şeyleri düzeltmeyi hayal eden her insan gibi biz de hayal kırıklığına uğruyoruz, olan olay sadece bundan ibaret.

  3. Realist

    Abi yanlış anlaşılmasın ama günümüzdee neredeyse her üniversitenin halkla ilişkiler ve tanıtım bölümü var ve Akdeniz Üniversite’si iletişimi de çok da muhteşem bir yer değil patronun tepkisi gayet normal.Devlet üniversitelerinden, Galatasaray İletişim ya da Anadolu-Reklamcılık öğrencisi değilsen işin zor. Her halkla ilişkile ve tanıtım öğrencisi de kendini çok kazanan bir reklamcı olarak görmesin bir zahmet. Ayrıca kardeşime de en başta yaşadığı olay için geçmiş olsun derim. Saygılarımla.

  4. Can

    Çok özür dileyerek yazıyorum bu yazıyı. Evet vefasızım. Yediğim kaba pisliyorum belki de şu an ama bu yazının üzerine dayanamayacağım yazacağım.

    1-2 yıl önce yeni mezun olduğumda hemen bir ajansa girmek üzere kendime güzel bir özgeçmiş ve portfolyo oluşturdum. 4-5 ay kimse sallamadı. Sonra 1-2 yerle görüştüm. Abuk subuk sorularla beynimi ütülediler ama aralarından bir tanesi beni stajyer olarak aldı. Sigorta yok, yol yok, yemek var. Ayda 200 liraya 8 ay boyunca gece gündüz çalıştım. O kadar hırslıydım ki beni hiçbir şey yıldırmadı.

    İlk zamanlardaki diyaloglarımızı yazıyorum aşağıda.

    Ben: X Ağabey bu fikir sence nasıl?
    X Ağabey: Yaprrrrak gibi. Bence.

    B: Dediğin gibi 30 tane başlık çalıştım. (Aralarından 5-6 tanesini okuyor.)
    X: Buna biraz daha çalış beğenmedim.

    B: 2. turu postaladım ağabey sana, gördün mü?
    X: Nıç.

    Böyle geçen bir süreden sonra adam yerine konmaya başladım. Asıl olay buradan sonra oldu. Stajyerdim, iyi paralar alan insanların planlarına sürekli dahil ediliyordum. Sanki 200 lira değil de 2000 lira alıyormuşum gibi bana sürekli şunu alsana, şunu okusana, neden o telefonu kullanıyorsun, buraya gitmedin mi gibi eleştirilerde bulunuyorlardı.

    İnsanlar ne de çabuk unutuyor nerelerden nerelere geldiklerini. Sonra bu hikayeleri benim gibi toylara anlatıyorlardı. Hem de benim gibi insanlara! Ben senin konumundayken bedava çalışırdım. Vay be! Büyük adam olmuşsunuz.

    3 yıldır reklam yapıyorum, bazılarını görüyorsunuz, bazıları çizginin çok altında. Ama o süslü Amerikan rüyası ortamlarından o kadar uzağım ki… Butik ajanslarda büyük adam oldum. Bana davranıldığı gibi kimseye davranmadım, yardım ettim. Nabza göre şerbet…

    Buradan sonra yazacaklarımı iyi okuyun. Bu sektörün yarısı kaba et! Kimse de kendini o yarıda görmez. Çünkü herkesin bir tarzı vardır. “Bırakın bence o havalı kolej futbolcusu ayaklarını. İş görelim, icraat görelim. Büyük markalara dedem de ses verir. Kaçınız satış patlatıp bir şeyi adam ettiniz de yanınıza gelen toy birine akıl veriyorsunuz. Sizin title’ınız, rütbeleriniz, konumunuz hiçbir şey! Bu sektör o kadar küçük ki bazıları kendini köyün muhtarı, bazıları berberi, bazıları delisi ilan etmiş durumda. Sizin oraların sesi uzaktan hoş geliyor, boş insanlar. Birbirine vuran tokmak kafalar!” demek istiyorum yüzlerine karşı.

    Kızdım, nereden nereye geldi konu. İçimi dökmüş oldum. Belki ben de düzgün bir yazı yazıp postalarım sana ha ne dersin Senior Stajyer? Çok ilginç şeyler var defterlerimde.

    Esenlikler dilerim.

  5. Senior Stajyer

    @Can: Kardeşim, blog senin. Bana göndermene gerek yok. Sağ taraftaki içerik yükleme panelini kullanarak dilediğin her şeyi fikircok.net bünyesinde dile getirebilirsin.

    Ezilmeyin gençler. İster kocaamaaan profesör olsun ister kocaaamaaan ajansların kocaamaan başkanları. Kimse kimseyi yok sayıp önemsemeyecek kadar büyük değil bu ülkede. Bu da böyle biline. Zaten insan büyüdükçe küçülür, var böyle abilerimiz de.

  6. Çağatay

    Maalesef devlet üniversitelerinde okuyan reklamcı adayları olarak bize sadece akademisyenlik şansı kalıyor. Özel sektördeki bir kaç alanla birlikte ne yazık ki reklamcılıkta da güzel kadın ve özel üniversite faşizmi almış başını gidiyor. Reklam yazarı olmak istiyorum, yıllardır öyküler yazıyorum, evimde ufak bir kütüphane oluştu okumaktan, 3 üniversite diplomam olmak üzere, edebiyat dergilerinde yazım yayınlanıyor ama anlattığımız adamlar bu nitelikleri dinlemiyor, yazsak okumuyor. Ağzımızla kuş tutup özgeçmişe mi ekleyelim?

  7. Alp

    hııııh oofffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffff…

  8. ister üniversite mezunu olsun, ister alaylı, insana böyle davranmak her şeyden önce ayıptır. deneyimin, paranın, gücün başkalarını ezme hakkı getirdiğini düşünen denyolar tarafından yönetildiğimiz için böyle tipler mantar gibi beliriyorlar sağda solda.
    bu adamları sabah akşam rezil etmek lazım, başka yolu yok.

  9. Mert

    Ben staj buldum da noldu? Kalacak yerim yok ulan! Nisan ayından itibaren sergilediğim takdire şayan çabalarımla hatırı sayılır bir ajansa kabul edildim. Bu stajı, içinde iletim bilgilerimin olduğu bir CV ve etkili bir önyazı sayesinde buldum. Tam 300 ajansa tek tek mail attım. Kabul edilmekle beraber İstanbul’a geldim. KYK öğrencisiyim, ücretimi düzenli yatırırım ve bundan dolayı Türkiye’nin her yerindeki yurtlarda akademik takvim içerisindeki günlerde kalabilirim. Rezalet bir yurda misafir oldum. Ertesi gün kesin kayıt için görüştüğüm yurt memurları zorunlu staj belgem olmadığı için yazın kalamayacağımı söyleyip beni şutladı. Bunu istediklerini biliyordum ama bölümümüzde zorunlu staj yoktu. Reklamcı olmam için uğraşan fakültem reklamcı olmamı engelledi. Üstüne üstelik parasını ödediğim yerde kalamadım. Bir insan bu kadar engellenebilirdi. Çabalar boşa gitti, memlekete döndüm. Memlekette tabelacı açmazsam şerefsizim.

  10. Burcu

    Bu sektör henüz öğrencilikten başlayarak en tepedeki konumlara kadar midemi bulandırıyor. Devlet üniversitesi yerine yarı burslu şekilde o çok sevdiğiniz özel üniversitelere gitmeyi biz de bilirdik. Ama sanırım bu ülkedeki, özellikle de bu camiadaki elitistliği hesaba katmadık. Hata bizde. Ey godomanlar, cepleriniz biraz para gördü diye insanların hayallerini, emeklerini, seçimlerini aşağılayamazsınız siz.

  11. yunus

    Şimdi okuyacaklarınız muhtemelen hoşunuza gitmeyecek arkadaşlar. Reklam ve halka ilişkiler öğrencilerinin her yaz dert yandığı bir muhabbettir staj. Sizlerle mümkün olduğunca objectif olarak gördüğüm iki örneği anlatmak isterim.

    1) Bu sene okulu henüz bitiren bir dostum, hali hazırda tbwa/istanbul’da çalışmaya başladı. 3-4 aydır okulun son dönemi sebebiyle zaten staj olarak devam ettiği bir yerdi. Peki nasıl mı oldu bu iş? Başta portfolyo ile başladı yoluna. 1. sınıftan itibaren okul projelerini ciddiye aldı, her bir işini gerçek birer kampanya olarak görüp çalıştı. Tüm çalışmalarını tek tek dosyalayıp hatrı sayılır bir portfolyo yaptı. Yeter mi? Tabiki hayır! İlgi Alanı art director olmasına rağmen, yazmayı de ihmal etmedi. Kişisel blog oluşturdu. Sosyal medya hesaplarını aktif kullandı. Sonuç olarak çizgi altı ajanslarda başladığı staj serüveni 4. yılında tbwa/istanbul’da çalışan-stajyer olmaya kadar gitti.

    2) Yine yakın olduğum bir dostum, kendisi ajans başkanıdır, başına gelen bir olaydan bahsetti. Kendilerine yalvar yakar gelen, büyük ustalardan tavsiye mektupları, selamlar iletip staja başlayan bir stajyerden bahsetti. Stajyer’in gün içinde youtube’den video izlediği, iş verilmediği sürece iş istemediği gibi bir sürü tatsız olaydan bahsetti. Üstelik ihtiyaçları olmadığı bir dönemde öğrencinin ısrarı ve hırsı üzerine işe aldıkları bir stajyer bu.

    Öğrenci arkadaşlar hiç bir birikim olmadan 1. sınıfta stajyer olmak istiyorlar. Tabi ki en doğal hakları ancak işe objektif bakamadıklarını düşünüyorum. Pazarlama ve markaya dair başlangıç düzeyde bilgisi olan, elinde portfolyo çalışması olmayan, hiç bir programı açıp kurcalamamış, iki satır yazı yazmaya kendini zorlamamış, tek kare fotoğraf çekmemiş insanların da bunu istemeye haklarının olmadığını düşünüyorum.

    İletişimci olmak malesef diplomaya veya sertifikalara dayalı bir konu değil. Yaptığımız iş mühendislik, tıp vs. sektörleri gibi kesin çizgileri olan bir disiplin değil. Kalifiye olmanın şartı sertifikalarda değil yapılan işlerde yatıyor. İnsanların sizi işe almaları için onlara bir şeyler vaat ediyor olmak zorundasınız. Okul okuyor olmanız veya bitirmiş olmanız hiçbir şey ifade etmiyor. Programları az çok bilen, iki kelam yazı yazabilen, kolay iletişim kurup karşısındakini etkileyen bir görünüm çizmeniz gerek. Günümüzde buna bir de sosyal medyayı ne kadar etkili kullandığınız ekleniyor. Malesef ki 4 yıl okuyup tek sayfa portfolyosu olmayan insanlar var sektörümüzde.

    ” Sonra ne yapıyorsun yazıp çiziyor musun diye sordu. Hayır dedim. Bir yeteneğin var mı dedi yok dedim. ” Kendinizi iş veren yerine koyun ve her şeye yok diyen bu arkadaşa karşı nasıl bir tavır sergileyeceğinizi tekrar düşünün derim. Her ne kadar sektörün stajyer algısını kötü buluyor olsam da bu denli dayanaksız saldırıda bulunmayı da aşırı görüyorum.

    İmkanlar konusunda ise kimsenin konuşmaya hakkı olduğunu düşünmüyorum. Bu siteye ulaşan herkesin pek tabi internet üzerinden her türlü doğru dökümana ulaşması da mümkün. Dil öğreniminden, programlara, yazma-çizmeden, pazarlamaya kadar her konu da bilgiye ulaşmak mümkün bugün.

    Türkiye’de bu sektöre de hizmet veren 1000’den fazla irili ufaklı ajans ve sırf işin kreatif tarafında 20 bine yakın çalışan var. İnsanlara 20.001. olmanız için bir sebep vermediğiniz sürece saygı ve ilgi görmeyi beklemeyin derim.

    Son olarak bu dünyanın bir parçası olarak fazla mesaileri, stresli koşulları bilerek girdim bu dünyaya. Yorucu olduğu kadar eğlenceli ve büyülü bir dünyada yaşıyoruz. Bu ağırlığı kaldıramayacağını düşünenlere tavsiyem daha fazla mutsuz olmadan kendilerine daha uygun bir meslek aramaları. Kalanların ise fark yaratmak için çalışmaya devam etmeleri ve hiçbir şeyin hiçbir sektörde kolay kazanılmadığının farkında olmalarını tavsiye ediyorum.

  12. burcu g.

    Madem bu kadar ince elenip sık dokunan bir sektör, kalite neden düşük? diye de sorarlar adama!

    Hazırlığı dair 5 yıllık reklamcılık eğitimi boyunca hep ikinci seçeneğin ne olabileceği konusunda kafa yordum. Çünkü biliyordum zor bir dünya vardı ve ne kadar iyi bir eğitim verirse versin; sektörün kalbinin attığı İstanbul’dan uzak bir şehirde bu bölümü okuyordum. Eskişehir’de. Ne kadar iyi olursanız olun, sağlam bir portfolyonuz olsa, yazlarınız stajla geçse bile mağduriyet yaşayan insanlar da tanıdım ne yazık ki…(sonunda dayanamayıp kendi ajanslarını kurdular tabii)Nihayetinde mezun oldum, ajansta çekeceğim jR çilesini küçük ölçekli kurumlarda 2 yıl kadar çekmeyi tercih ederek, ‘müşteri’ sıfatıyla bu zorlu ilk yılları teğet geçtim. 3. yılımda ve nihayetinde bulunmak istediğim yerdeyim.

    Şimdi kurum tarafından bakıyor, bu tarafın gözünden ufak bir değerlendirme yapıyorum.

    Genel sorun self marketing i egodan gözü dönenlerin ve kişisel ilişkilerini profesyonel ilişkilerin önünde tutanların ağırlıkta olduğu bir söktöre yapmak. Bu işin içinde olanlardan kim büyük ajanslardaki anlamsız ukala tavırları inkar edebilir? Ajans insanlarının bir çoğuna göre müşteri de yeterince zeki değildir zaten. Nasıl oturmuştur o koltuğa zaten! Egosal evrimini tamamlayamamış insanların, jR lara acımasızca yaklaşımlarınadır bu sitem. Sektördeki beklentilerin yüksekliğinden değil zaten! Portfolyosu ve başarısı ile bir yerlere tutunanların oranı ile, eş-dost yardımı ile bir yerlerde bulunan oranı kıyaslanırsa bir ayrım daha kolayca anlaşılacaktır. Zira bu kadar ince elenip sık dokunan bir sektörse madem, kalitenin de yüksek olması gerekmez mi? Globalde kanıtlanan başarı sayısı başlıbaşına bir cevap zaten

  13. Uğur Can Uzunlar

    İstanbulda özel bir üniversitede tam burslu olarak okuyan 3. sınıf öğrencisi olarak şu yazılanlara bakıyorum da… Bir çok insan maalesef şu amerikanvari hayallerle gelmiş bu sektöre. Evet kabul ediyorum benim de ilgimi ilk etapta çeken şey buydu ama hani pazarlamadaki AIDA kavramı vardır ya… Önce dikkatinizi çeker ardından ilgi vs. Arzuladığınız karşı cinsi ele alalım. Bir kişiyle birlikte olma yoluna girmeden önce onun kötü yanlarını da özümsersiniz değil mi? Bu bir nevi ödediğimiz bir bedeldir. Tıpkı hayatın mükemmel olmayışı gerçeği gibi ve bu ”Action” kısmına geçmeden önce çoktan sorgulamış olmanız gereken bir durumdur. Ben bugün burada, buraya, bu yorumu yapıyorum çünkü ben bu yolda olan biriyim. Sanki buraya yorum yapmış kişiler(istisnalar hariç) adeta sektörü eleştirmeyi kendilerine misyon edinmiş ve çoktan pes etmiş kişiler. İş hayatından bahsediyoruz değil mi? Sonuç olarak girmeniz gereken bir kılıf var. Kendinize yedirmeniz gereken pek hoş karşılanmayabilecek etiketler var. Dünya üzerinde erdemsel değeri tartışılan 2. meslek dalı reklamcılık. 1. si de avukatlıktır bu arada. Ha size o marjinal insanlarla birlikte olabileceğiniz, sosyal olarak çok daha özgür ve kıvrak zekanızı doyurabilecek mizah ortamını sağlayacak ortam da orasıdır tabi. Elbette imkanlar dahilinde olabiliyor bir takım katılımlar, yer edinişler. Reklamcı olmaya çalışmak yerine reklamcı gibi düşünmeye başlamakta yatıyor bence olay ve bu maalesef çok izlemeden, çok okumadan, çok yaşamadan ve bunları yaparken eleştirel olamadan olmuyor. Bir reklamcı sektördeki gelişmeleri konuşmaz. Sektördeki bir gelişmeyi ortamdaki mizah seviyesine göre süsleyerek onu bir latife haline getirir. Sektördeki gelişmeleri gerçekleştirecek kampanyayı yaparken reklamcı, yorulur ter döker hatta bu durumdan nefret eder ama bunun bedeli budur ve en can alıcı kısım geliyor… reklamcılıkta ortamda en iyi espriyi yapan kişi de en öndeki adam olur. Yoksa çok çalışmak herkesin yapabileceği bir iştir. Kim sabahlara kadar it gibi çalışıp ne zaman şirket hattı telefonunun çalacağı belli olmayan bir sektörü seçer? Tabiki gerçek bir reklamcı. Çünkü o sosyal ortamda alacağı hazların farkındadır. Kusura bakmayın ama mental olarak it dalaşından biraz keyif almanız gerekir bir reklamcı olabilmek için biraz da sağlam geyiğiniz olması gerek tabi. Yaratıcılık anda yatar sonuçta. Geyik yaparken tak! fikir geliverir… Bi de üslup kopyacılığı yapmıyoruz, alıntı serbest. Hadi kolay gelsin! 😉

  14. Köle Isaura

    Selam,

    Benim de WBR İstanbul isimli ajansla ilgili çok kötü anılarım var. İşi (grafikerlik işini) öğrenmek için gittim. 3 aya maaş, yol, yemek ve sigorta olmadan çalışmayı kabul ediyorsan gel dediler. Tamam dedim. İşi öğrenmek için fedakarlık yapacağım.

    Oradaki kaprisli, kibirli, dedikoducu ve sahte insanlara 2 katlanabildim. Yol paramı kendim verdim. Yemeğimi kendi cebimden yedim. Üstelik bilenler bilir oralarda yemekler çok pahalıdır. Uykumdan, paramdan, zamanımdan, enerjimden, emeğimden fedakarlık yaparak bedava çalıştığım WBR İstanbul’da bana cam sildirdiler, yerleri paspaslattılar, masaları temizlettiler. Üstüne bir de küçümseyici tavır takındılar. Ve nihayet lanet edip ayrıldım.

    Belki de arkadaşın oraya kabul edilmemesi onun adına daha hayırlı olmuştur.

  15. Wbr denilen ajansta benzer bir muameleyi ben de yaşadım. Ertan denilen o adami ne zaman Tv’de gorsem kufur ediyorum profosör x filan saniyor kendisini

  16. Aydın Börüulu

    Ben Grafik Tasarım & Art direktörlüğü mezunuyum. Seneler evvel bu wbr denen yerin gazetede sürekli ilanı olurdu grafiker arıyoruz veya metin yazarı arıyoruz gibisinden. Başvuru telefonla oluyordu ve aramıştım burayı. Telefon 1 dakika sonra açıldı ve hayattan bezmiş bir kız açtı telefonu. Tam kendimi tanıtacakken “X Bey yok 4’ten sonra gene arayın dedi.” 4’ten sonra gene aradım gene tam kendimi tanıtacakken içeri gidip biriyle bağırarak konuşmuştu ardından “X Bey gelmedi yarın tekrar arayın” dedi. Bu şekilde cevap verme tarzından bir daha da aramadım. Düşünsenize daha telefonun başına koyacak resepsiyonist/sekreter konumunda bir elemanları yok. Hayır olmadı bir not alınır başvurum üzerine, bu kadar gazetede reklam veriyorsun ayıp denen bişey var. Yani açıkçası eleman almaya niyetleri olmadıklarını sadece şov amaçlı gazetede reklam verdiklerini anladım daha sonra da Ekşi Sözlük’te yazılan entryleri okuyunca bedavaya çalıştıracak çömez eleman aradıklarını fark ettim.

    Ülkede reklam ciroları artıyor derler ama kreatifliğe/reklamcıya ödenen para bunun yüzde biri kadardır. İsterseniz Amerika’da eğitimini alın fark etmez burada bir değeriniz yok. Reklamcılık işi olarak olaya bakış açınızı değiştirin, batmakta olup da kendisini herkesten üstün gören boş insanlarla vakit kaybetmeyip yolunuza devam edin.