Reklamcılık ve Solculuk/Sosyalizm

Merak etmeyin, akşama kadar sosyal medyada okuduğunuz ve artık her gördüğünüzde kusma noktasına geldiğiniz sosyalizm, liberalizm vs. tartışması içerisine girmeyeceğim. Tabii özellikle son zamanlarda gördüğüm bazı şeyleri de belirtmeden duramayacağım. Sol ideoloji, barındırdığı prensipler bağlamında; halkçı, piyasa ekonomisinin karşısında devletçi modeli savunan, bireyler arasında üst düzeyde ekonomik farklılıklar olmasına eleştiriler getiren, reklam sektörünü kapitalizmin şeytani bir unsuru olarak gören bir düşünceden gelmekte. Marx sistemin temellerini atarken tabii ki bu reklamcıların Allah belasını versin dememiştir ama sol’un yükselişi sırasında özellikle 20.yy’da bir çok sol düşünceye yakın yazarlar liberal piyasa sistemine eleştiri getirirken reklam sektörüne çakmadan duramamışlar. Bu güzide sektöre getirilen eleştiriler şu şekilde olur genellikle: Reklamlar tüketim bilinci yaratmakta, aslında biz ihtiyacımız olmayan bir şeyi ihtiyacımızmış gibi algılıyor ve doğrudan tüketime yöneliyormuşuz. Bu en baba eleştirilerden biridir. Her eleştiride, sektöre her çakmada mutlaka bu tüketim bilinci yaratma olayı ile karşılaşırsınız. Reklamın temel mantığında  tabiî ki satış, para kazanma, kar elde etme, üretilen ürünü sonuna kadar satma arzusu vs. vardır fakat insanlar tüketime psikolojileri gereği yatkındır. Eskimiş bir pantolonu olan, yırtık bir ayakkabıya sahip olan, çamaşırları tam olarak yıkamayan bozuk bir makineyle idare etmek zorunda olan, bulaşıkları yarım yamalak yıkayan bir bulaşık makinesine daha fazla katlanmak istemeyen hemen herkes, yeni ürün alma dürtüsü ile karşılaşır.

Reklam sektörü  olsa da olmasa da kişi ihtiyaç duyuyorsa bu ürünlere elbette bir şekilde ulaşacaktır. Reklamcılığın faktörü kişiyi ihtiyaç duyduğu ürüne çeşitli yaratıcı süreçlerden sonra daha kolay ulaştırmak ve bireylerin bu ihtiyaçlarını kullanarak, hem üretici firmaya para kazandırmak, hem de aracı olarak kendi belli bir pay elde etmektir. Reklamcılar ayrıca sosyalistlerin iddia ettiği gibi sadece zengin sınıflar için çalışma yapmazlar, hedef kitle ölçeğinde bir çok kesime hitap ederler. Mesela bir kişi için LC Waikiki reklamları çok dikkat çekiciyken (burada dikkat çekmesinin asıl sebebi kişinin ekonomik yapısı ile doğru orantılı) diğer bir kişi Polo reklamlarını dikkat çekici bulabilir. Bireylerin ekonomik durumları burada baskındır. Asgari ücretle geçimini sağlamaya çalışan biri için Ağaoğlu’nun ayda 2000 TL taksitle lüks evler şeklinde hazırlattığı reklamlar dikkat çekici olabilir mi mesela? Ya da Ağaoğlu o reklamı asgari ücret alan, açlık sınırında yaşayan insanlar için mi yaptırdı ? Tabii ki hayır. O reklamlarda  aylık 4-5bin tl arasında maaş alan kişiler hedef kitle dahilinde seçilmişti ve reklamlar onlara ulaşmak için yapılmıştı. Üniversite 2.sınıfta okuyan bir öğrenci olarak aylık 2000 TL taksitle ev alamam ama bu reklamı televizyonlarda görünce heyecanlı solcu refleksiyle Allah kahretsin sizi pis kapitalistler de diyemem elbette…

Reklamlar şuan içinde bulunduğumuz sistemde bir çok faaliyet alanı içinde yer almakta. Sektörden nefret eden arkadaşlara tavsiyem internet sitelerinin (haber, kültür-sanat-spor-kadın) reklam almadan ayakta kalamayacağını unutmamaları, bir çok mizahi ve eğitsel dergilerin, gazetelerin, dizilerin, çeşitli tv programlarının ayakta kalmasının ve ayakta kalmaya devam edebilmelerinin tek garantisi bu reklam sektörüdür. Kısaca gerek yeni internet ortamı olsun gerek geleneksel medya olsun, iletişim sektörünün devamlılığı bu sektörün canlılığında yatmaktadır. Akşama kadar twitter’da reklamcılara küfrederek tatlı bir entelektüel sosyalist olabilirsin ama twitter’ın da reklamsız ayakta kalamayacağından haberdar olmalısın…

Kaynak: Anonim

Leave a Reply

1 comment

  1. derin

    sanayi devrimine kadar gider bu tartışma ve niye reklamcılık var neden deli gibi para harcanıyor bunu düşünmek lazım, mesele insana ihtiyacından fazlasını satmak ve bu da tam anlamıyla gaddarlık!