Massive Attack üyelerinden birinin gittikleri şehirlerde, konser sonrası gece karanlığında, önceden seçilmiş bir duvara bıraktığı kendine has grafitilerin ‘’Banksy’’nin ta kendisi olduğunun haberini alanlar almayanlara iletsin. Göreceksiniz Massive Attack bu satırları okuduktan sonra konser tarihlerini değiştirecek. Banksy abinin en yakın zamanda uğrayacağı şehirlerden birinden, güzel bir hikaye anlatacağım size. Graffiti ve reklamın ortaklaşa yazdığı bir hikaye.

 

 

Bir süredir Dublin’deyim. Şehir merkezinde ulaşım sisteminin büyük bir kısmını trenler oluşturuyor. Her yer tren yani anlayacağınız. Geceleri bu trenlere yapılan graffitilerin bir kısmının işletmeci firmanın bilgisi dahilinde yapıldığını anlamam geç olmuştu, ne yalan söyleyeyim. Fakat bu ilk kez uygulanan bir yaratıcı strateji değil Dublin’de. Graffitinin bu şehirde tanıtım amacıyla kullanılması bir gece kulübünün arka duvarını bir grup yetenekli graffiti sanatçısına emanet etmesiyle başlamış. Kulübe gelecek ünlü dj’lerinin graffiti halindeki afişleri bu duvarda yer bulmaya başlamış. Zamanla gece kulübünün giderek daha kaliteli isimler getirmesiyle paralel olarak artan popülaritesi bu yetenekli gençleri gayet olumlu etkilemiş tabii. Yani yeni bir duyuru stratejisi oluşturmuşlar. Büyük bir duvarın tamamını kaplayacak şekilde, bir tabloyu andıran “mural graffiti”nin ilk örneği Dublin’e böyle gelmiş. Şu an çok nadiren olsa da karşılaştığımız bir yöntem bu aslında, fakat adamlar bunu mural graffiti henüz bu kıtaya doğru düzgün gelmemişken yapmaya başlamışlar.

 

 

Malumunuz, İrlanda’da kişi başına neredeyse bir irish pub düşüyor. Pub işletmecilerinin arasında kızışan tatlı bir rekabet var tabii. Bu rekabete farklı bir renk katmak isteyen bir işletmeci, bu gençlerden pub’ın şehrin içinden geçen tren raylarına bakan duvarına mekanının isminin bir graffiti versiyonunu yapmalarını istemiş. Gün geçtikçe yeni pub’lar, kafeler bu gençlerle çalışmaya başlamışlar. Şehir merkezine uzak yerlerde yaşayan “graffitici“ gençler de aynı yolu takip ederek güzel paralar kazanmaya başlamışlar. Bu esnada, ilk bahsettiğim grup ise çoktan birtakım yaratıcı reklamcının radarına girmiş ve sanatlarını büyük markaların kampanyaları için yapmaya başlamışlar.

 

 

Şuna bir bakar mısınız…

 

Bu gençler artık bu işi tam anlamıyla profesyonel olarak yapmaya, hayatlarını graffiti yaparak kazanmaya bu noktadan sonra başlamışlar. Ufak sayılabilecek bir çatı katı olan, güzel bir dükkanı kiralayarak kendi sanat atölyelerini açmışlar. Zaman içinde 1.5 milyonluk şehri, dünyanın en güzel duvarlarına sahip şehirlerinden biri haline getirmişler. Halen boyamaya devam ettikleri o gece kulübünün arka duvarı ise kısa zaman içinde şehrin kültleşmiş noktalarından biri haline gelmiş.

 

 

Subset Dublin bu şekilde oluşmuş. O kadar büyümüşler ki geçtiğimiz aylarda Dünya turu kapsamında Dublin’e gelen Kendrick Lamar, konseri esnasında kendisinin işlendiği bir graffitinin büyük bir duvara yapılmasını istemiş.

Yapılanmaları halen büyümekte. Şu an sanatsal nitelik taşıması şartıyla büyük baskı işleri de yapıyorlar. Ekibin asil üyeleri şu aralar bu baskı işleriyle ve atölyelerinin kapılarını açtıkları yetenekli gençlere verdikleri workshoplar ile haşır neşirler. Advertorial işlerini dahi yeni yetenekler ile paylaşarak onlara ciddi destek sağlıyorlar. Subset Dublin haricinde başka isimler çoktan başka markalar için duvarları boyamaya başlamışlar bile. Duvarların gri kalmasına pek razı değiller anlayacağınız.

 

 

Öncüsü oldukları yoldan giden, önceleri şehrin kendi halinde takılan graffiti sanatçılarıyla aralarında oluşan rekabet ile paralel olarak kendilerini çok geliştirmişler, daha çok kazanmışlar, daha çok üretmişler. Şu an Dublin sokaklarında yürürken en az bir “advertorial mural” görmeden günü bitirmeniz mümkün değil.

 

 

Oscar Wilde, James Joyce gibi müthiş edebiyatçıları yetiştiren, U2’yu, The Cranberries’i sadece pub’larda çalan birer grup olmaktan çıkarıp, efsane haline getiren ve daha nice müzisyenleri, sanatçıları bize hediye eden Dublin halkı, sanatla iç içe yaşayan ruhlarıyla bu gençlere imkan sağlayarak şehirlerinin duvarlarını renklendirmesini bilmişler. Sürekli bulutlarla kaplı gökyüzünün altında yaşadıkları karanlık şehirlerini, bizim güzel güneşli şehirlerimizden daha renkli hale getirmişler.

 

 

Leave a Reply