Yazarı Twitter’da:

Okuyacaklarınız bu yazıya cevaben yazılmıştır: http://www.mediacatonline.com/serdar-erener-patlat-bir-uber-de-gorelim/

Devir, konuşma devridir!

Diyorlar ki bu Senior Stajyer çok çamurcu çok iftiracı, pislik herifin, kakanın teki… Ne yapmış ki, ne üretmiş ki… Önüne gelene bok atıyor… Adı üstünde götü boklu stajyer. Yahu bana diyorsunuz ki ona buna bok atarak prim elde ediyorsun; e iyi mk! Eleştirmeyelim kimseyi, herkesi alkışlayalım herkesi yağlayalım madem… Oldu. Var zaten bunu yapan. Bırakın biz de eleştirelim!

Beyni ambale olmuş bu kişilere cevap vermek aslında çok tarzım değil. Bu kişilere cevabı zaten vakti zamanında Nefi’ler, Neyzen Tevfik’ler, Şair Eşref’ler, Nazım Hikmet’ler en hardcore şekilde vermiş. Ne paşalara, ne sultanlara giydirilmiş. Ne valilere ne kaymakamlara geçirilmiş siz okumaya utanırsınız, ben yazmaya. Kellesini vermiş ulan Nefi! Kellesini!

200 yıl öncesinin devşirme enderunluları, dünün saraylıları, bugünün lümpen liberal elitistleri konumundadırlar ki bu insanların dini de imanı da makam/mevki/para üçgeninden ibarettir.

Bu kişiler ki mizahtan anlamaz, hiciv nedir bilmez, kendi kurdukları bu yapay entelektüelitenin içinde, sikimsonik bir elitistliğin pençesinde yaşarlar dostlarım. Bu kişiler ki hayatlarında bir gün bile 500T’ye binmeden 500T’deki vatandaşa ürün satmaya çalışırlar.

AVM-Ajans arasında mekik dokuyan bu titrek hayatların temelinde, über egoist/ultra narsistlik bulunmakla birlikte kendilerine reklamcı sıfatını yakıştırarak, kendi kabukları içinde yaşayıp dünyaya hükmettiklerini zannederek hayatlarına devam eder bu gafiller. Bizler, reklam sektöründeki işçiler! Kendilerine, bağlı bulundukları tüm kişi ve kurumlara, yapıştıkları ideolojilere ve nemalandıkları her türlü değere karşı dillendirilen tüm eleştiri, yergi ve hicvi iftira/çamur olarak değerlendirirler ki bu da göstermeleri gereken bir refklestir aslında.

Etmeyin itiraz işte! Dost meclisinde hepimiz komünist, sosyalist; ajansta katıksız kapitalist olacak kadar omurgasızız ulan işte! Üstüne alınanlar çıksın, kasıyor…

Konumuza gelirsek: Türk Reklamcılığının Geçmişi

Bu topraklarda yapılan reklamcılığın tarihi taş çatlasın 70-75 senedir. Hiiiiç 1800’lü yıllara kadar götürmeyin bu işi. Türk Reklamcılığı, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra başlar beyler. Bırakın kitaplarda yazılan zamazingoları. Onları da biz yazmadık sonuçta! Devrimlerin halka kabul ettirilmesi nezdinde yapılan iletişim çalışmalarına kadar dokunsa da işin ucu, dış dünyaya kapılarını kapatmış Osmanoğulları’nın tarih sahnesinden silinişi ve kapitalist sermayeyin ülkemize girişi günümüz Türk reklamcılığının temelidir aslında.

Bu temelleri atan en önemli isim elbette Eli Acıman ve beraberindekilerdir. Eli Acıman hiç şüphe yok ki 1940 ve sonrasında, özellikle Amerika’nın oldukça ilerlediği bu reklamcılık denilen işin Türkiye özelinde temellerini atan yegane ustadır. Bu isim, isminden de anlaşılacağı üzere ne Türk’tür ne de müslüman. Umrumuzda da değildir zaten kimlikler! Irkçılık ya da dincilik yapanın suratına tükürürüz evelallah. Şu açıklamayı yapma isteğini bize hissettiren bu sistemin de Allah belasını versindir ama çaresizizdir işte, öyle zannediliriz çünkü. Birine Türk/Kürt desek ırkçı, Müslüman desek dinci, Yahudi desek örümcek kafalı oluruz bir anda. Korkarız tüm bu sıfatlardan.  Her şeyden önce bir insan, adam gibi adamdır Eli Acıman. Gözlerinden zeka damladığı rivayet edilir. Tarihin her döneminde, galaksiyi yöneten ve kendilerini Yahudi olarak nitelendiren bu insan topluluğunun bir parçası olan üstat Eli’nin de elinden tutan elbetteki Hakko ve Koç Ailesi (köklerini tartışmayalım şimdi) olmuştur. Klasik hikayeyi hepiniz biliyorsunuz; Eli Acıman’ın Vitali Hakko ile başlayan işbirliği ve akabinde Vehbi Koç’un mevzuya dahil olması bu filmi başlatır. Şaşırılacak şey de değildir zaten. Eli Acıman, Hakko, Koç üçlüsünün bir araya gelmesine neden şaşıralım? Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bile önemli roller üstlenen Yahudi vatandaşlarımızın Türk reklamcılığının da temellerini atması pek tabii olağan bir durumdur.

Tarih, sadece tekerrür etmektedir. İletişimi Yahudilerden öğrenmeyeceğiz de kimden öğreneceğiz?

Hadi ortamı biraz daha ısıtalım…

The Serdar Erener Rises

Bakın arkadaşlar… Kendimi bildim bileli yaptığı işleri eleştirdiğim, yaptığı hiçbir işin ne sektöre ne gençlere ne de bu ülkeye zerre kadar faydası olmadığını düşündüğüm birkaç insan vardır bu sektörde. Serdar Erener de bunların başında gelir. Özel hayatında melek gibi bir insan olabilir, karakteri ve özellikle kişiliği kusursuz olabilir ki öyledir de. Belki tanısam babamdan daha fazla seveceğim, ısınacağım kendisine kim bilir… Adam öldürmemiştir ya sonuçta bu kişi neden nefret edelim? Yaptığı iş özelinde konuşuyoruz sadece, lütfen bu noktayı es geçmeyiniz. Bizi ilgilendiren ne şahsı ne kişiliği… Bizi ilgilendiren reklamcı kimliği!

Bu kişi, Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş bir kişi değildir elbet. Eli Acıman ekolü içinde yetiştirilmiş, kendisine bir misyon yüklenmiş bir veliahttır aslında. Seni beni de veliaht yapmazlar öyle ha, bunu da ayrıca bir sorgula! Veliaht diyorum ya kendisine, işte o kadar da veliahttır kendisi. Neyin veliahtı? Kimin veliahtı? Devam…

Eli Acıman ve ekibi bu ülkenin en önemli markalarının iletişim sermayelerini yönetmiştir. Yani kolay değildir öyle Koç’un parasına el sürmek… Kolay değildir Hakko’larla iş yapmak. O kocaaaman iletişim bütçelerine dokunmak kolay iş değildir arkadaşlar.

Eli Acıman da her insan gibi bir ölümlüdür. Usta da elbet bir gün bu dünyadan göçüp gidecektir. Gitmiştir de… Peki ustanın veliahtı kim olacaktır sizce? Devasa şirketlerin iletişim tarafına akan para çeşmelerinin başına kim geçecektir? Sen geçmeyeceksin güzel kardeşim, geçecek isim de bellidir elbet.

Cevabı siz zaten biliyorsunuz.

Serdar Erener ya da bir başkası… Bu oluşumun başına zaten kim getirilseydi bu ülkenin en büyük reklamcısı olacaktı. Evet, öyle olacaktı!

Neden mi? Müşteriler zaten hazırdı, sıkıntı yoktu, düzen devam etmeliydi, düzen kuruluydu, öyle de oldu.

Eli Acıman gitti, yerine yeni ajanslar kuruldu. Türkiye’nin en önemli markalarına hizmet verdi bu ajanslar. Çoooook büyük paralar kazanıldı. Lale devirleri yaşandı.

Ve meşhur Sucu Çocuk reklamı. Çok da büyütülmemesi gereken bir reklamdır aslında Sucu Çocuk reklamı Akarı kokarı olmayan, en safe yolla yapılmış, yaratıcılıktan nasiplenmemiş bir reklamdır Sucu Çocuk reklamı. Zaten adından da anlaşılacağı gibi çocuk kullanılmıştır ve ajitasyonun dibine dibine vurulmuştur. Fikrin orijinalliğinden bahsetmeye de gerek yok çünkü orijinallik yok. Maalesef üniversitelerimizin reklamcılık bölümlerindeki hocalar, ağızlarından salyalar aka aka anlatır, öve öve bitiremezler bu işi. Yok çünkü yok! Elde başka bir şey yok, övünülecek ekstra bir kaynak yok beyler! Sucu Çocuk da böyle bir reklam işte, neyse.

FETRET DEVRİ BAŞLIYOR!

Gün geldi, keser döndü sap döndü. Muhafazakar liberaller iktidara geçti. Bu iktidar, yılların getirdiği kinle adım adım ilerledi ve sonunda özel sektöre de el attı. Kendilerine muhalif olan kim varsa sindirildi. Koca koca markaların yönetimleri değişti… Yönetimler değişince ajanslar da değişti. Paranın akış yönünde de değişiklikler oldu elbet. Teknoloji hiç durur muydu? O da günden güne gelişti. Dün konvansiyonel mecraların dışında bir şey konuşamazken bugün uzaydan atlayan, içerik pazarlamanın anasını ağlatan Felix ve Red Bull’un yaptığı yankı içinde kendi sesimizi duyamaz olduk. Teknoloji, her şeyden daha hızlı gelişti ve bizler bu gelişimi sadece izledik.

Bu değişimin içinde dinazorlaşan bir kesim vardı ki bunlar bu değişime direnen sözde büyük Türk reklamcıları idi. Bizim için yaratıcılık denen bu kavram onlar için karın doyurmayan bir uğraştan ibaretti. Oysaki okullarda, seminerlerde bilumum cemiyetlerde yayık ağızlarından düşürmedikleri bu kavramın en büyük düşmanı da yaratıcılığın pazarlamasını yapan bu insanlar idi. Zaten her şeyin, her stratejinin yapılmışı vardı. Yurtdışında denenmiş, rüştünü ispat etmiş her fikir pekala bu ülkede de güzelce uygulanabilirdi. Onlar düşünmeden para kazanmanın yolunu herkesten önce bulmuş muhteşem insanlardı. Ağızlarından çıkan her kelime büyüleyici, ürettikler her strateji ilahi idi. Kimse iplemiyordu yani azizim yeniliği, girişimciliği, yaratıcılığı falan!

Ne sen ipledin ne de biz… Herkes ekmeğinin peşinde idi! Hadi ama itiraf et; Amazon bağıra bağıra yükselirken sen jingle stüdyolarında sabahlamıyor muydun?

Günler günleri pandikledi…

Önce THY gitti büyük reklamcımızın ellerinden. Ne ekmekler yenmişti halbuki. Bir Whatsapp kadar bile değeri olmayan bu THY kimlerin eseridir haydi bunu bir düşünelim? Başarı gelince kendine pay çıkaranlar, başarısızlık konuşulunca bir umursamaz oluyorlar değil mi? Gelen her başarı ajanslarımızın ve büyük reklamcılarımızın hanesine yazılıyor da üstüne kitaplar yazılan ‘‘TÜRKİYE’DEN NEDEN DÜNYA MARKASI ÇIKMIYOR” sorusundaki bu başarısızlık yetersiz yöneticilerimizin mi yoksa onların beyninde kokain etkisi yaratan sözde büyük Türk reklamcılarının mı acaba? Neyse…

Gün geldi Turkcell de gitti. Büyük kayıptı bu da…

GEZİ!

Günlerden bir gün Mayıs ayında Gezi denilen bir algı girdi hayatımıza. İçinde devrim ruhunun barındıran herkes indi meydanlara. Haklısı da indi haksızı da. Reklamcısı da indi tornacısı da. Vatanseveri de indi yavşağı da. Ulan herkesin olduğu yerde olmamak olacak şey miydi hiç?

Büyük! Türk reklamcıları boş durmadılar, açtılar ajanslarının kapılarını sonuna kadar bu devrimcilere. Baktılar ki yanlış yaptı bu üstatlar, baktılar ki evdeki hesap da çarşıya uymadı hani; dolaylı olarak özürler dilenmeye başlandı Olympos’taki tanrılardan. Zeytin dalları uzatıldı, geç kalınmıştı. Çünkü mühür artık muhafazakar liberallerin elindeydi. Süleyman onlardı.

Serdar Erener’in düşüşü çoktan başlamıştı: Gezinin Değil Ticaretin Reklamcısıyım açıklaması bile kurtaramamıştı bu muhterem zatı: Okuyunuz

Peki bu Serdar Erener Türk reklamcılığına ne kattı?

Mamafih,

Kattığı çok şeyler vardır elbet. Ben bilmem! Bunu her fırsatta kendisine methiyeler sıralayan sektörel yayınlarımıza sorabilirsiniz aslında. Burada methiyeye yer yok beyler! Gelir beklentimiz yok çünkü, fakiriz biz! Kimse gelip de reklam vermeyecek bize! Sağda solda gördüğünüz guugıl reklamlarından gelecek 0.07 kuruşu viskiye yatırmayacağız biz?

Hiçbir marka için Cannes’a gidip Fikirçok.net sponsorluğunda Cannes günlükleri yapmayacağız.

Kimseye banner alanları satıp düzenlediğimiz ”Fikir Week‘lerimizde” ”Yaratıcılık Summit‘lerimizde” kimseden sponsorluklar dilenmeyeceğiz.

Yurtdışından büyük isimleri getirip, kürsülerin en tepesinden bu ülkeyi aşağılatmayacağız ulan biz! Neyse…

Büyük! Türk Reklamcısı,

Elini değdirdiği hiçbir markaya global anlamda bir şey katmamıştır. Uber çıkışı da manidardır. Düşmektedir çünkü trendi. Devir değişmektedir. Seda Sayan’lı stratejiler satmayacaktır çünkü gelecekte.

Çatırdamaktadır bu yalan imparatorluk. Kendi deyişiyle bağımsız bir ajanstır ya kendi ajansı, işte o bağımsızlığın içinde eriyip gidecektir hepsi. En büyük devrimci ve devrin sosyalistidir ya kendisi satmamıştır sermayeye kendini de ajansını da! Ki sermaye de ne kadar istemiştir kendisini bilemeyiz vallahi!

Büyük! Türk Reklamcısı,

Kardeşi Sertab Erener Hanım ve eşi Nil Karaibrahimgil Hanım aracılığıyla büyük bir hazinenin üstünde oturmaktadır. Bu hazine, muhteşem iki insan sesidir. Kusursuzdur bu hanfendilerin sesleri, kabuldür. Serdar Erener bunu nakde çevirmeyi çok iyi bilmiştir ve bu ülkeye JİNGLE REKLAMCILIĞI denilen faydasız, kimliksiz, boş-beleş bir ekolü yerleştirmiştir.

Sorsanız nöromarketing’le ispatlar kendi geçerliliğini. Vardır öyle video’ları izlersiniz ya da izlemişinizdir de… Nöromarketing faydalı icattır vesselam da bilenin elinde, anlayanın dilinde… Ama görürüz ki kontörcü reklamcılar bile dil uzatır olmuş bu güzelim yeniliğe. Nöromarketing senin neyine? Yazık be!

Büyük! Türk Reklamcısı,

Celebrity kullanma ekolünün de en büyük askeridir. Kolaydır çünkü ünlü yüzleri kullanmak. Müşterinin parasını harcamak ve Seda Sayan’ı Pepsi’ye yapıştırmak kolay olandır. Zor olan aksini yapmaktır. Sayısısız örnek verilebilir, ben Seda Sayan diyeyim siz anlayın. Sucu Çocuk demeyin bana ama fena kızarım!

Zor olan yaratıcılıktır!

Serdar Erener üzerine sayısız kitap yazılır emin olun. Sen yazarsın ben yazarım… Kitap yazan herkesin ”adaaaaaam” diye nitelendirildiği bu ülkede tiksinirim de kitap yazmaktan. Üniversitedeki doçentlerin, gencecik çocuklara sırf 2 kitap daha fazla satabilmek için ”2 kitapla herkesi reklamcı yapıyorum’‘ diye çığırtkanlık yaptığı bir ülkede tiksinirim arkadaşlar kitap yazmaktan.

Klavyeyi eline alanın Mevlana’yı anlatıp kitap yazdığı bu ülkede, bi biz eksik kalalım kitap yazmaktan!

Fakat,

Vakti zamanında, kendi tabiriyle 30 yıllık deneyiminin ilk yıllarında, halk tabiriyle ”buralar hep dutluktu” denilen zamanlarda ”BEN REKLAMCIYIM” diye farklılaşmış ve kendini bakir bir alanda konumlandırmıştır bu ülkede bu beyfendi zat.

Hani derler ya, akarken dolduracaksın arkadaş diye! Dolduran doldurmuştur işte! Köşeler boşken, ortalarda kimseler yokken ve TÜRK REKLAM SEKTÖRÜ HENÜZ DUTLUKKEN, Türkiye’nin sözde Ogilvy’leri kendi yollarını belirlemişlerdir.

Devir, itibar etmeme, her denilene inanmama, bu insanları bu kadar da büyütmeme devridir. Bu ekolün öğrencileri şu an Özcan Deniz’li Coca Cola reklamlarını yapmaktadırlar. Tıpkı hocalarının Seda Sayan’lı Pepsi reklamlarını yaptıkları gibi.

Bakın şaka yapıyorum zannetmeyin, gerçekten de zat-ı muhteremin öğrencileri yapmıştır Özcan Deniz’li saçma kola işini ve daha nicelerini. Dibine kadar hakikattir yani.

İftira mıdır? Yalan mıdır? Çamur mudur bu ağzımızdan çıkanlar?

AKIL TUTULMASI

Bakın size şimdi dünyanın en büyük akıl tutulmalarından birini açıklayacağım. Bu, ”ulan eleştiriyorsun da sen ne yaptın” saçmalığıdır. Bu savunmayı genellikle eleştiriye maruz kalan taraf yapar. Ulan keriz, bu mantıkla bu gemi yürüseydi eleştiri ya da hiciv diye bir şey olmazdı zaten. Bu katıksız lavuk savunmasını yapan insan israflarına yok sayıyın ve yolunuza bakın siz.

Eğer sadece kitap yazmış olanlar yazarları, sadece film çekmiş olanlar yönetmenleri ve sadece şiir yazmış olanlar şairleri eleştirebilseydi bunlara göre her yer güllük gülistanlık olurdu emin olun.

Yok öyle bir dünya! Eleştiri özgürlüktür, hiciv devrimdir arkadaşlar.

Ve bu topraklarda yüzyıllardır el etek öpen ve mayasına biat kültürü karıştırılmış yurdum insanın da en büyük eksiğidir bunlar.

Eleştirin arkadaşlar. Okuduğunuz kitapları eleştirin, yazar olmasanız da. İzlediğiniz filmleri eleştirin yönetmen olmasanız da ve tükettiğiniz reklamları eleştirin, sorgulayın ve hicv edin reklamcı olmasanız da.

Bu akıl tutulmasını siz yaşamayın ve yaşatmayın. Nefes alabilen her insan istediği her şeyi eleştirebilir, bu en temel haktır.

Sözün özü;

Bu yazıda konu edindiğimiz beyfendi gözünü yeni pastalara dikmiştir ki ısmarlama röportajlar yaptırmaya başlamıştır yine. Belirli aralıklarla ısmarlama röportaj yapmayı da çok sever bu tipler. Ara ara söyleyecekleri şeyleri, kendi güdümündeki medya organlarından kanaat önderi diye verirler de, yemezler!

Her neyse biz üstümüze düşeni söyleyip sözü yine sevenlerine ve sevmeyenlerine bırakalım. Haydi bastıra bastıra madde madde;

  • Hocam sen bırak bu Uber‘i, Yemeksepeti‘ni, ekmek çıkmaz sana bu sulardan.
  • Sen bu treni kaçıralı çok oldu. Sen Seda Sayan’larla uğraşıp bu halka kontör karşılığında kola sattırırken o dediklerini çoktan yaptılar.
  • Gelişimine zerre kadar katkı sağlamadığın, var olan ekollerden devşirdiğin reklamcılık rekfleksinle de sen boşver bu sektörün geleceğini, onu da bi zahmet bizlere bırak!
  • E sen de haklısın tabii; atı alan da Üsküdar’ın anasını belledi, Nevzat Aydın denilen bir girişimci, senin 30 yılda kazandığın paradan daha fazlasını 10 senede kazandı, sen de bir şaşırdın değil mi? Şaşırmak da insanın fıtratında var tabii!
  • Yine Nevzat Aydın denilen bu adam,  kazandığı paranın bir bölümünü çalışanlarına dağıtarak senin bildiğin PR (Halkla İlişkiler) kavramını da altüst etti değil mi? Hadi itiraf edelim, adam hepimizin beynini inceden bi yaktı. Yakmış ki sen Mediacat’te ben Fikirçok.net’te konuşup dururuz işte.

Bu arada benim için Nil Karaibrahimgil Hanfendi, Serdar Bey’den daha büyük bir reklamcıdır. Öyledir işte.

Son olarak;

Sizin o çok sevdiğiniz, çok hoşladığınız kendinizi onlara filozof olarak kakaladığınız o marka yöneticileri, o pazarlama direktörleri, o genel müdürler de yavaş yavaş tükendi. İkili ilişkiler sayesinde kazanılan o güzelim markalar da yitirildi. Gitti. Gidiyorlar. Tıpkı sizlerin de eriyip gideceği gibi.

O güzel reklamcılar ise o güzel fikirlere binip gittiler.

Sen ne yap üstadım biliyor musun?

Sen boşver Uber’i, Yemeksepeti’ni, girişimi, yeniliği, teknolojiyi…

Patlat bi’ jingle da görelim hadi!


(Bu yazı Fikirçok.net’i değil yalnızca beni bağlar. Amacım, kişi ve kurumların itibarlarına gölge düşürmek değil eleştiri ve yergi sınırlarını, bu sınırların içinde kalarak zorlamak ve kullanmaktır.)

Leave a Reply

23 comments

  1. Miagil

    Hay ağzına sağlık!

  2. yuh!

    senin varya beynının kıvrımlarını opuyum reyız arsıvlık yazı!!!!!!!

  3. yazıya cevap:

    SENYÖR NİKOTİN GİBİ ADAMSIN BIRAKAMIYORUM SENI

  4. sado

    Olaya hakim olmak için önce diğer yazıyı okuyayım dedim ama bu nedir arkadaş yaaaa, şu çakma entellektüellik yok mu öldürüyor adamı…hele bir de kavram üstüne kavram patlatalım ki herkes beni çok bok biliyor sansın…valla yarısından sonra direk argo sözlük yaparak sövdüm ve kapattım…

  5. facebook a da el atmışsınız

    Serdar Erener çok iyi reklamcı veya çok kötü reklamcımıdır ? Orasını bilemem ama duruşunu,tavrını çok beğeniyorum kur ajans çaycın olalım 🙂

  6. hasan

    fikirlerine katılıyorum fakat ön yargılı ifadelerin kalitesini bozmuş yazının.

  7. Uğur

    İçimizi aydınlatıyorsun, ağzına sağlık…

  8. Sinan Kars

    Aklına fikrine sağlık. Bunlar bir kenara, hakikaten bunların bıraktığı koltuklara oturmak isteyenler var mı acaba? Paspal fikirlerin, yönetimlerin, yaratıların olduğu sisteme köle olmak isteyen var mı?

  9. murat

    kolay gelsin.

  10. hasan

    gencler her seyi yapin ama nolur gotunuzden buyuk osurmayin. once kendinizi ispat edin, boyle ustadlari elestirecek kivama gelin sonra boyle tatli tatli elestirin. yoksa gelen koku dayanilmaz oluyor…

  11. Anlamayan bir dost

    Ben serdar i sevmem ama yazida senior e laf etmemis gibi geldi, kensi kendine reklam yapmis o kadar

  12. Sana kel diyen adam

    Hacı şu Reklamcılık bölümlerine de bi’ el at. Herifler çocukları kalıpların içine sokup, sistemin kölesi yapıyorlar.

  13. Sana kel diyen adam

    ”Herifler”deki ‘H’ harfi küçük olacaktı; düzeltemedim.

  14. Aslı E

    “Gelir beklentimiz yok çünkü, fakiriz biz!” cümlesini okurken sayfanın sağ tarafında gündüz Beymen.com’da baktığım bluzun 133 TL olduğunu haykıran görüntü reklamının belirmesi…

    -1
  15. Senior Stajyer

    @Aslı E: O reklama tıklamadığına ve oradan gelecek 10 kuruş ile Boğaz’da villa alamayacağımıza göre pek bir sıkıntı gözükmüyor Aslı..

    Evet bu sitede Google Adsene kuruludur, az bir hareket olsun, milletin canı sıkılmasın diyedir. Site az alevlensin, az renklesin diyedir. Kendinden pay çıkart işte, gördün geçtin. İplemedin bile.

    Ne bize faydası oldu ne sana.

    E haydi sağlıcakla.

  16. Senior Stajyer

    Olumlu yorum yapan arkadaşlarım sağ olun var olun da bakın bir konuda anlaşalım: İyisiyle kötüsüyle mevzu bahis olan bir insandır. Biz bu insanın kişiliğine ya da şahsına bir yorumda bulunmuyoruz, yaptığı iş özelinde eleştiri hakkımızı kullanıyoruz. Eleştirinin de bir sınırı vardır, bunu biliriz.

    Tebriklerinizi ise ancak bu açıdan kabul edebilirim ama emin olun ben bu yazıyı yazarken zevk almadım. Yazmam gerektiği için yazdım.

    Düşüncelerime katılmadığı halde üşenmeden yorum yapan diğer arkadaşlarıma ise ayrıca teşekkür ederim.

    Bana da giydirebilir beni de eleştirebilirsiniz. Aile fertlerimi konuya dahil etmediğiniz ve küfre sapmadığınız sürece buyrun meydan sizin.

    Argoyu severiz. Argo candır. Küfür etmeyin ama. Bak eden arkadaşlar oluyor, ayıp.

    Seviyorum hepinizi.

  17. E10 gibi aksın eleştiri

    Ne kadar 500T kullanan bir stajyer…

    Adamın yaptığı iş özelinde konuşuyorum diyorsun fakat adamın dini, özel çevresi hakkında atıp tutmak ve Türk milliyetçiliği yapıp durmak sende… Bu nasıl iş özelinde ve kişiliğine ve özel hayatına saygı anlayamadım.

    Ayrıca bu kadar Türkçülük yapıp; sonra yok ben düzene karşıyım ayakları, ama bir yandan da aslında globalde de yer almalıyız ve istiyoruz demek pek bir manasız oluyor…

    Amacım Serdar Erener savunması değil fakat adam yapacağını yapmış, şirketi hala reklam arenasında devam ediyor,üstüne fikir üretelim diyor tutup da adamı yerin dibine sokmak ve aslında fakir ayakları yapıp nasıl da onun kazandıklarına özeniyor olduğunu göstermek, senin için ne kadar 500t geleneğine sahip biri dedirtti.

    Eleştiriyse bunu da öyle sayalım…akbilin hep dolu olsun, kafan da yolun gibi açık olsun 500t

    Not: Türk’ün güzel Türkçe okuma-yazması önemli, Sertap değil Sertab.

  18. Senior Stajyer

    Hayır nasıl da sinirleniyorsunuz değil mi hocanızı eleştirince? 🙂

    Not: Kör müsün kardeşim sen? Sinirden düşündüğün gibi okumuşsun galiba…

  19. E10 gibi aksın eleştiri

    Adam hocam falan değil. Bu yüzden hiç sinirle okumadım, hatta ilk başta Serdar Erener’in gerçekten ısmarlama röportajını okudum. Sonra da senin nasıl 500t hali kafan olduğunu yazdım.

    Sana not: Sen kendine subjektif bakamayacak kadar Türksün.

  20. Senior Stajyer

    Hoppalaaa…

    Türk, Kürt, Çerkez, Laz. Irk mı konuşacağız burada?

    Sana da not: Türksün değil. Türk’sün.

    Öpüldün.

  21. Pingback: Serdar Erener'in Çelişkisi | Pazarlama Lafbazı

  22. E10 gibi aksın eleştiri

    Algı sıfır haydi eyvallah.

    Seni okumak gereksiz zaman harcamakmış.

    Öpüldün