Slaktivizm: Madalyonun Öteki Yüzü

Medya, atfedilmeye başlandığı günden bu yana şüphesiz hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Literatüre “aktarım aracı” olarak geçen medyanın en temel işlevi ise kamuoyu oluşturmak ve bu kamuoyuna bilginin iletilmesini sağlamak olmuştur. Medya, kamuya bir enformasyon aktarımı yapmaktadır. Fakat yapısının ekonomi ve politika tabanlı olmasından dolayı aktardığı bu enformasyonu her zaman kısıtlama veya şekillendirme yoluna gitmiştir. Bu iki faktör, medyanın sürekli bir denetleme mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya ve medya kuruluşu sahipleri bu iki nedenden dolayı sürekli olarak bir grubu içerisinde barındırırken diğer grup veya gruplar medyada yer alamamaktadır. Medyada yer alamayan bu gruplar genellikle “aktivist” olarak adlandırılan gruplardır. Burada medyanın demokratik olduğu söyleminin gerçekliği sorgulanmalıdır.

Zaman içerisinde yaşanan teknolojik gelişmeler ile birlikte özellikle bilgi iletişim teknolojilerinin gelişim göstermesiyle, sosyal ağlar hayatımızda yer edinmiştir.  Sosyal ağlar ve sosyal medyanın en büyük artı faktörü, bilginin görece demokratikleşmesine yardımcı olmasıdır. Günümüzde artık mobilize olmuş durumdayız ve 7/24 çevrimiçi yaşamaktayız. Böylesi bir dünyada geleneksel medyada boy gösteremeyen aktivist gruplar kendilerine sosyal medyada veyahut dijital medya ortamlarında yer bulmaktadırlar. Bu gruplara “slaktivist” gruplar denilmektedir. Slaktivistlerin en genel tanımı, “dijital eyleme katkı sağlayan” olarak karşımıza çıkmaktadır. Slaktivistler genellikle klavye aktivistleri olarak tanımlanmaktadır. Slaktivistler imza kampanyalarına katılarak, sosyal ağlarda paylaşımlarda bulunarak vb. yöntemler ile benimsedikleri görüşleri etrafına yayma eğilimi göstermektedirler.


Özellikle Twitter’da oluşturulan hashtaglar aracılığıyla görüş ve düşüncelerini dile getirmektedirler. Burada var olan durumu “hashtag muhalefetliği” olarak tanımlamaktayım. Hashtaglar aracılığıyla hem görüşlerini dile getirmekte hem de kendileri ile aynı düşünceye sahip olan diğer kişiler ile birlikte aynı hashtag aracılığıyla küresel ölçekte seslerini duyurabilmektedirler.

Gelgelelim slaktivizmin öteki yüzüne. Başlarda durumu “görece demokratik” olarak nitelendirdim. Çünkü her ne kadar geleneksel medyada yer bulamayan grupların seslerini duyurabilmesinin sağlanması durumu demokratik olarak gözükse dahi medya boyutu olayı bambaşka yerlere taşımaktadır. Demokrasi, bir ülkede yaşayan vatandaşlar içindeki “çoğunluğun söylemine bakmak” değil “ azınlığın(vatandaş) haklarını korumak” olarak ele alınmalıdır. Medyanın enformasyonun aktarım biçimi doğrudan aktarım ya da direkt olarak aktarım değildir. Medya enformasyonu bir imaja dönüştürerek aktarmaktadır. Artık, günümüzde bilgiye erişim kolaylaşmış olsa bile “bilgi” değil “imaj” önemli hale gelmiştir. Bilgi imajlar üzerinden aktarılmaktadır. Günümüz modern dünyasında Baudrillard’ın bahsettiği “simülasyon “ dünyasını yaşamaktayız. Bu simülasyon dünyasında her şey algılanan bir imaj üzerinden ilerlediği için enformasyonun göstergeleri önemli hale gelmiştir.

Özellikle sosyal medyada kopan gürültü ve sosyal medyanın hayatımızdaki yerini ele aldığımız zaman bir gösteri dünyasında yaşadığımız gerçeği ile karşılaşırız. Bu gösteri dünyasında yapılan faaliyetler beraberinde pek çok yan etmenle birlikte gelişmektedir. Dijital ile birlikte medya, gündelik yaşam içerisine daha fazla temas eder duruma gelmiştir. Toplumsal dinamiklere nüfuz etmektedir. Demokratikleşme gerçekleşmesi gerekirken demokrasi açığı ortaya çıkmaktadır. Sosyal medya bugün nefret söylemleri ile dolup taşmaktadır. Bu söylemler fiziki hayatımızda da yer bulmaktadır.


Diğer yandan ötekileştirme had safhada yapılmaktadır. Maalesef bu durum da gündelik yaşantımıza karışmış bir durumdur.


Bunların toplumsal yaşamdaki göstergeleri ile her gün karşılaşmaktayız. Yeri geldiği zaman bu faktörler toplumsal ayrışmaya kadar varabilmektedir.

Tabİi ki, herkesin görüşü önemlidir. Herkes belirli mecralarda boy göstermek ister. Katılımcı olmak ve görüş belirtmek herkesin birer temel hakkıdır. Rahmetli Barış Manço’nun şarkıda dediği gibi “eğriye eğri, doğruya doğru” diyebilmeliyiz. Lakin yukarıda söz ettiğim şeyler düzeltilmediği zaman geri dönüşü olmayan yollara girilebilir. Ve bu bahsi geçenler biraz kişisel özen göstermeler sonucunda düzelecek şeylerdir. Eleştiri yapmak ve hakaret etmek veya ötekileştirmek arasında hassas, ince çizgiler vardır. Bu noktalara biraz daha dikkat etmek gerekir.

Bir başka açıdan ise görüntü yanıltıcıdır. Resmin sözü değil de sözün resmi açıkladığı günümüzde imajlar/göstergeler her zaman doğru olmayabilirler. Sosyal medya ortamları yalan haberler ile kaynamaktadır. Bugün baktığımız zaman açılan pek çok hashtag doğru olmayan bilgiler üzerine açılmaktadır.

Çok yakın bir zaman içerisinde karşılaştığımız “Ümran Bebek” videosu ve görseli durumu açıklayacak örneklerden sadece bir tanesidir. Sevil Atasoy’un da dediği gibi, hiçbir şey ortada görünen kadar aldatıcı değildir.

Son olarak, sosyal ağlarda bu gibi şeylere verdiğimiz tepkiler ölçümlenmektedir. Bunu biraz daha açarsak, sosyal medyanın özündeki en büyük katkısı zaten ölçümleme ve hedeflemedir. Örneğin,  Twitter’ın her sene yayınladığı Türkiye duygu haritalarına bakabilirsiniz. Tabiİ ki, yazıp çizdiklerimiz ve düşündüklerimiz internet ortamında silinmiyor. Bu bilgiler yığınlar halinde işleniyor. Big Data kavramından bahsetmiştik. O zaman bir soru, acaba bu yığınlar hangi amaçlarla, hangi ölçümleme raporlarını oluşturmak için kullanılıyor?

Sözün özü, herhangi bir konu veya kişiye karşı deyim yerindeyse “hashtag muhalefetliği” yapacak iseniz, diyeceğim ve tavsiyem önce bilginin doğruluğunu tespit etmeniz olacaktır. Bunun da pek çok yolu bulunmaktadır.

Oktay Emlik

Leave a Reply