Birçok şeyi ve hatta bazen hiçbir şey yapmadığı düşünülen müşteri tesmilcisinin ne yaşadığını bir kendisi bilir bir de diğer müşteri temsilcileri. Ama bu yazıdaki amacım müşteri temsilcisi olmayın demek değil. Girin kendiniz karar verin en sağlıklısı ama naçizane birkaç fikrimi paylaşmak isterim.

Genelde konular ajanslardaki yaratıcılık ve yaratıcı ekibin süreçleri üzerinden anlatılsa da olayın bürokrasi ve el sıkışma kısmını yürütmek, ileride CEO ya da ajans başkan yardımcısı gibi görevlere gelme fırsatı sunan bu güzide mesleği isteyen hırslı arkadaşlar bir de işini sevemeyen müşteri temsilcileri okusun…

En çok dayanan kazanır!

Çok tecrübeli değilim ama en mühim şey değil, dünyayı baştan yaratmıyoruz. İşi öğrenme süresi herkeste sabır sınırlarınıza, potansiyelinize, işinizi ne kadar sevdiğinize, çalıştığınız ajansa/markaya, iş yoğunluğunuza bağlı olarak değiştiği için adamakıllı müşteri temsilcisi şu kadar sürede olunur dememek lazım. Elbette pişme süresi vardır ama yetkin hale geldiğinizi hissettiğiniz anda olmayı hak ettiğiniz yeri talep etmek hakkınız. Zaten işin asıl zor tarafı yapmakla değil dayanmakla alakalı. En çok dayanan kazanır!

Üniversite sınavı hazırlıkları, üniversiteye girdikten sonra okulu bitirmeye çalışma durumları, neci olsam diye sayısız karar değiştirmeler vs. Kolayı başardınız. Hayatta henüz mücadele vermemiş olduğunuz gerçeğini kabullenirseniz ajans içinde yaşadığınızın süreç daha kolay akar…

Müşteri temsilcisi (kısaca müştem derler) olduğum şu süre içerisinde anladım ki bizim asli ve tek görevimiz var. Bu görevi başarabiliyorsak herşeyi başarabiliriz, hatta gerisi teferruattır.

Eni konu patates olmayın!

Olay şu ki, marka oryantasyonu olup da ajans oryantasyonu yapılmayarak zaten eşitliksiz başlayan ajans-marka ilişkisini müşteri temsilcisi olarak dengelemek bizim becerimiz. Yoksa bir çözüm ortağı olmaktan çıkıp  “Al bunu böyle yap, şunu da şöyle yap, bu fikrin orasını düzelt burasını yamult” gibi direktiflerle marka uygulamacısı, müşteri asistanı olursunuz. Ekip arkadaşınız insiyatifinizden şüphe eder ve size sadece ajansla marka arasında haber uçuran güvercin muamelesi yapar. Kimseye işini öğretmeye çalışmadan fikrinizi söylemekte bir sakınca yok, yani bundan dolayı suçlanırsanız argümanınız kuvvetli.

Bazı markalar, ajans işleyişine pek vakıf olmadığı hatta hiç de bile merak etmediği için, baştan sona işin tüm süreçlerine “seve seve” hakim olacaksınız ama olsun kimse bunları bilerek doğmuyor. “Marka da hayatında ilk defa mı ajansla çalışıyor?” diye sorabilirsiniz, ki mantıklı! İnanın senelerdir Almanya’da yaşamış olmasına rağmen tek kelime Almanca bilmeyen Türk misali, “ajans nedir” “ne yapar” ve “nasıl yapar”ı öğrenmemeye direten markalar da gördüğümüz oluyor.  Ama siz sinirleri alınmış bonfile kıvamına geldikten sonra markanıza güzel bir dille işin daha sağlıklı yürütülmesi için yönlendirmelerde bulunabilirsiniz. O kıvama gelene kadar lütfen atarlı maillere döşenmeyip tuvalete gidip çığlık atın. Ama teslim de olmayın, çünkü eğer ilişkinizi platonik yürütürseniz emeğinizin saygı görmesini sağlayamazsanız, eni konu “patates” olursunuz, üstünüze konkur açarlar.

Git atla dese köprüden atlamayın!

“Müşterinin her istediğini yapmalı” durumu strateji değil doktrin. Yani körü körüne kabul edilen bir kelam. Kimseye hiç bir faydası olmayan ama nedense diretilen bir inanış hatta kolaycılık. Kimse de yahu şunu bir değiştirelim demediği sürece de sinirimizi havaya suya söverek çıkarmaya devam edeceğiz. Ama üzülmeyin yeni nesil reklamcılar geliyor, kafaları açık, fikirleri bol, ufukları geniş ve angaryayla bürokrasiyle işi olmayan. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler.

Şimdi ilişkiyi yönlendirme konusunu tanıklık ettiğim ya da yaşadığım tecrübelerle biraz detaylandırıyorum ama sizin markanızla olan ilişkiniz daha farklı dengeler üstüne kurulu olabilir. Mantaliteyi kavradıktan sonra şekillendirmek sizde bitiyor.

Misal;

–          Sürecin sonuna gelinip iş sunulurken sanki verilen brief bambaşkaymış da biz yanlışlıkla yan odanın briefini çalışmışız gibi tepkiler almamak için yeteri kadar net ve tanımlı briefler gelmesi için çaba gösterme.

–          Akşam belirli bir saatten sonra yapılması gereken işlere stoperlik etme. (Baştan verilen taviz sonrasında hayatınızı cehenneme çevirebilir, şahit oldum, yaşadım, test ettim, onayladım!) Siz ajansa ait bir obje değilsiniz eviniz aileniz eşiniz köpeğiniz falan var.

–          Son dakikada alınan kararlar, değiştirilen brief’ler ya da global bir markaya bakıyor iseniz yurtdışı bariyeri ile sıkıştırılan ekibin nefes almasını sağlamak için süreçleri esnetme (En nihayetinde hayat memat meselesi olmadığı sürece herşey esnetilebilir, işinde bu esnekliği gösteren marka candır.)

–          Ameliyatta yanlış damarı kesildiği için ölen hastanın yakınıymışcasına hiddetlenen ve panik yapan marka ekibine gereken hava yastığı desteğini sağlama. Ki bu çok önemli, sizin de çalışırken huzurunuz buna bağlı. Milleti sakinleştirirken kaçan huzurunuzu sonrasında ajans içi geyiklere dahil olup kafayı dağıttıktan sonra yakalayabilirsiniz sorun değil.

–          3.partilerle (medya ajansı, üretici, yapım şirketi vs) mümkün olduğu kadar ajansın bilgisi dahilinde ve en ufak güncellemede dahi iletişime geçme.

–          İş paylaşılırken ajansın ihtiyacı olan tüm dataları mümkün olduğunca eksiksiz ve zamanında temin etmeye özen gösterme ve böylece reklamcının sıkışık zamanlamalarla yarışmasına ve işin niteliğini tehlikeye atmasına engel olma. Reklam sektöründe unutulan ya da göz ardı edilen bir durum hata yapmanın insan denen varlığın doğasında olduğu. Bunu hiçbir otorite ya da maaş engelleyemez.

–          Günlük iş akışının rahat sağlanması için pdf, png, jpg, vektörel, psd, layer, mpeg, düşük, yüksek, storyboard, moodboard, lorem ipsum, tasarım, uyarlama, motto, başlık gibi “beginner” kavramları müşteri arkadaşının da bilmesi bir artıdır. En nihayetinde onun için çabalıyoruz değil mi. Tabii ki bunların anlamlarını yazın bir maile yollayın demiyorum, bu delilik olur. Gerçi tek seferde hallolur ama çok riskli, sert kayaya çarpabilirsiniz. Yeri geldikçe, karşı tarafa fayda sağlamak için maillerinizde ukala olmadan açıklayıcı olmaktan bahsediyorum.

Artık bağlayın…

Bu kadar şeyi bilsem exper olurdum, bu kadar sabrım olsa peygamberliğimi ilan ederdim derken de günler akar gider. Bir şekilde isyan halindesinizdir ama sonuçta kimse sizi kalmaya da zorlamaz. Ama sonuçta kimse de reklam sektörünü kolay kolay terk edemez.

Kimi ünvan ve ego cilası niyetine kimi de sistemi dışarıdan izleyip sövmek yerine içine girip değiştirmek için katlanır. Bu amaçları belirlerken görüşünüz bulanıyorsa inmeden önce son duraktasınız, inin piliiiz.

“Reklamı sen biliyorsun, bense bulunduğum pazarı ve dinamiklerini. Birbirimizin sularına girmeyelim, haydi güçlerimizi birleştirelim.” Şeklinde diyalog geliştirebilen ajans-marka ilişkisi de candır, bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

 

Leave a Reply

6 comments

  1. blank

    dilandurmaz

    bence çok zor bir meslek…

  2. blank

    The Answer

    Sonuç olarak iletişime girdiğiniz bir müşteri ama Getirisi az veya çok bu bir değişikliğe neden olmuyor malesef… Köprü görevi görmek zordur çoğu zaman.Yazı çok güzel eline sağlık.Hak verdim sana.

  3. blank

    pelin

    Teşekkürler yorum için. Müşteri önemli tabi onlar olmazsa iş de olmaz. Ama ajans olmazsa da reklam olmaz:) Biri birinden daha değersiz değil işte bunu anlatmaya çalıştım. Herkesin emeği emek.

  4. blank

    creativeness

    bir müştem stajyerim ve sonna katılıyorum.

  5. blank

    Cem Etyemez

    “inisiyatif”

    : )

  6. blank

    Pelin Ergün

    İnsiyatif anahtar kelime evet.
    O zamana kadar yukarıdakiler biraz yardımcı olur umarım, yani bana oluyor:)