Sitenin açılışıyla ilgili bilgi aldığımda ilk düşündüğüm, inşallah büyük abilerin büyük sitelerine benzemez oldu. Kendi çapımda büyük sitelerin yayınlanmasına asla izin vermeyeceği yazıları, müsamaha göstermeyecekleri şizofrenik bir üslupla yazacağım ki diğerlerinden bir farkımız olduğu anlaşılsın. Peki bunu niye yapacağım? Sapık mıyım? Sapkın mıyım? Hayır. Ciddi ciddi tek amacım iletişim fakültelerinde okuyan küçük çekirgelerimizin sektörü anlamaları için gayri resmi bir kaynak olabilmek. Küçük çekirgeler o kadar yoğun teorik bilgi ve gazla dolduruluyor ki staja geldiklerinde hepsi birer küçük Betül Mardin, Alaeddin Asna görüyorlar kendilerini. Şimdi gençler kendinize çeki düzen verin ve tüm bildiklerinizi sektör kaşarından tekrar dinleyin… İlk yazımız yanlış bildiğiniz kalıpları düzeltmek olacak, önce bunları öğrenin ki ilerleyen yazılarda sürekli açıklama yapmak durumunda kalmayayım… İyi okumalar

ÇEKİRGELER İÇİN EL KİTABI:

PR SEKTÖRÜ: En kötü markanın CEO’suna(!) bile kendini Koca Kola Kampani olabilecekmiş gibi hissettiren sektöre PR sektörü denir.

CEO NEDİR? Ortaya çıktığı ilk yıllarda seçilerek kullanılan, ciddi başarılara imza atmış adamlara verilen ‘titr’ken günümüzde merdiven altı atölyesinden doğma şirketlerin usta başının bile ‘ben CEO’yum’ diye ortalarda gezindiği görülmektedir. Bu yüzden her ‘Ben CEO’yum’ diyenin karşısında eğilme, ceket ilikleme. Hatta gerçek CEO’nun karşısında da ceket ilikleme. Bu konuyu ilerleyen yazılarda açacağız. Aşağı doğru devam et çekirge…

AJANS BAŞKANI: Yukarıda sözünü ettiğimiz kötü markanın en fazla ‘Löğğğ Cola’ seviyesine getirebileceğini bilen ama her ay kesilecek faturanın kabarıklığını düşündükçe kendini rezil etmek pahasına da olsa işi kabul eden insandır. Müşteri bulamayınca hırslarına yenik düşer, idealist olarak başladığı rüyaya kapitalist olarak devam eder.

PR ÇALIŞANI: Büyük ihtimalle ileride bu kategoride yer alacaksın çekirge. Geleceğini gör diye yazıyorum, gözlerini dört aç oku! Sözünü ettiğimiz dandik markanın sözde CEO’su ve ajans patronu arasında kalmış, ‘Bir ben var benden içeri’ diyerek sabrının sınırlarını ölçen insandır PR çalışanı. Sabır bu insanın var oluş sebebidir… Sabır veren bütün dua ve sureleri bilir. Hafta sonları eğer çalışmıyorsa; ‘kim ne derse desin’, ‘çeker giderim ulan’, ‘sahil kasabası’, ‘kendi şirketimi kurucam be’ diye başlayan cümlelerinin bolca kullanıldığı sofralarda içer. Pazartesi sabahı morarmış gözaltlarını kapatmaya çalışarak toplantıdan toplantıya koşar. En kötüsü gece işkembe çorbası içmiş PR çalışanıdır ki bu konuya ilerleyen yazılarda döneceğiz.

PR TOPLANTISI: Saatler saatler süren, asıl amacın çok şahane markanın şahane CEO’sunun(!) egosunu tavan yaptırmak olduğu, kalabalık bir güruh ile birlikte geçirilen boş vakitlerdir. Çay ve kahve eşliğinde delicesine beyin fırtınası yapılan bu toplantıların birinde; otelinde Rihanna’yı konaklatabileceğini düşünen bir otel müdürüyle oturup toplantı yapmış bir insan bu yazıyı ele almaktadır. Bi’ besmele çek, hazır ol dur karşımda. Cem Yılmaz’ın filminde dediği gibi ‘uzaylıyla birebir sevişmiş’ insanız şunun şurasında. Bu konudan bana çok ekmek çıkar. Size PR toplantıları başlığında keyifli yazılar okutacağımı düşünüyorum.

PR ANALİZİ: Sektörde çokça bulunan kaplan gözlü, mini etekli, “PR’cıyım beannn” diye yayık yayık konuşan kadınların ‘Feedback Raporuuu’ diye üstüne basa basa vurguladıkları rapor cinsidir. Medya Takip merkezlerinden alınan raporun sütün/santim fiyatları ‘BOLD’lanarak şahane markanın şahane CEO’suna gönderilen raporlardır. Hiçbir işe yaramaz. Kıçı kırık iki basın bülteninin st/cm hesaplamasıyla binlerce dolar değerinde gibi gösterildiği saçma rapordur. PR sektörünün en büyük boşluğudur. Bu boşluğu sizin parlak beyinleriniz dolduracak çekirgeler! Bunu başarırsanız paranın gözüne vurdunuz demektir.

SWOT ANALİZİ: Bu sektöre gönül vermiş sevgili genç; ne yap ne et bu ‘SWOT Analizini’ cümle içinde kullan. Neden mi? Çünkü şahane markanın şahane CEO’sunun ve senin patronunun tek bildiği analiz bu. Artılar eksiler bi tarafa, elmalar armutlar bir tarafa… Kapiş?

BASIN MENSUBU: Bu konu uzun bir konudur. Sıkılabilirsin baştan uyarayım. Bunlar benim içimde, yazılı ve görsel olarak ikiye ayrılırlar sevgili Çekirge… Yazılının kaprisi ayrı görselin kaprisi ayrıdır. Egosantrik kelimesini hiç bilmiyor ama havan olsun istiyorsan ‘Ay şu basın mensubu da çok egosantirik’ dersen hem yalansız konuşmuş hem de havanı 1500 yapmış olursun. (Ek bilgi: Bizim sektörde ilginç (!) kelimeleri olmadık anlarda kullanmak önemlidir) Kimi egosantrik insan gittiği basın gezisinde, ”Benim hangi gazetenin ne kadar önemli editörü olduğumu bilmiyor musun?” diye başlayan cümlelerle özel röporotaj ister, ortalığı yıkar, o ortalığı yıkınca tüm gazeteciler ortalığı yıkar. Böylece mide kramplarıyla tanışırsın çekirgem. Kimi görsel basın mensubu ise; Karadeniz’de gittiği basın gezisinde paket haber yapmak için sana bilmem kaç metredeki yaylada, bilmem kaç derece eksi sıcaklıkta, hamsili pilav yapacak köylü kadın aratır ki bunlar hep başlı başına yazma sebebidir benim için. Peki sen ne yapacaksın çekirge? Acı yok diyeceksin! Egolarından sıyrılacaksın, karşındakine egolu bir zavallı olarak bakmayı öğreneceksin. Unutma çekirge sen ondan daha önce insan olmayı öğrenmek zorundasın. Ne yap ne et egosuz, tasasız insan olmanın yollarını bul!

BASIN GEZİSİ: Bunun üç aşaması vardır:

– Basın mensuplarının ikna dönemi

– Basın mensupları götürülen gezide memnun ettirme dönemi

– Geri dönüşten sonra memnuniyetsizlikleri sebebiyle, haberine -ayıptır söylemesi- çük kadar yer verenlerle bir sonraki karşılaşmada hiçbir şey olmamış gibi hareket etmek için sindirme dönemi

Eğer bir basın gezisi yapıyorsan çekirge, gideceğin ülke ve şehir çok önemlidir. Mümkünse hangi basın mensubunun hangi ülkeye gitmediğini, hangi ülkeye gitse de doymayacağını öğren ona göre adım at. Sen de sonuçta sinirden oluşmuş insansın, olmayacak adamı iknaya çalışıp yorma kendini. Bunları nereden öğreneceğim diye düşünebilirsin ama inan bana zaman içinde kendi tekniklerini yaratacaksın. En iyisi arkadaş olmanın yollarını ara ki hem güzel dostlar kazan hem yorulma. ‘Ay yapamam’ diyorsan pasaportlarını al, göz at, gizlice yerine bırak;)

LANSMAN: Yaklaşık 1 ay boyunca anneciğinden emdiğin sütü burnundan getirecek dönemdir. Davetiyesiydi, LCV’siydi, mailingiydi, kim nereye oturacak, kim ne konuşacak, hangi rakamlar verilecek, ne yenecek, ne giyilecek, zartı, zurtu seni hayattan soğutacak dönemdir. Eğer bir kadınsan tek iyi yanı giyinip kuşanıp, gizli mekanlarda Sex And The City kızı gibi pozlar verip facebook sayfanı şenlendirebilirsin; eğer erkeksen, takım elbise ve viski ikilisiyle kimse yokken çektirdiğin harika boğaz manzaralı bir resmin olacak. Aha! Kazandığın tek bu, sen anla artık çekirge.

Çekirge, ben bu yazıyı daha uzatırım ama şimdilik öğrenmen gerekenler bunlar. Bunları öğren ve benimle bir sonraki yazıda buluş tamam mı? Sana güzel bir dünyanın kapılarını aralayacağım. Yalanlar, dolanlar, entrikalar, mobbinglerle dolu bir dünya için benimle kal.

Görüşürüz…

 

Leave a Reply

3 comments

  1. blank

    Delisin

    Hocam mükemmel yazı olmuş. Ama benim favorim swot analziydi. Bu kadar basit işte elma armut hesabı 😉 ilerleyen süreçlerde bunların her biri ayrıntılı olarak açıklancak sanırım. Ne diyim merak içerisindeyiz. Başarılar

  2. blank

    iletisimogrencisi

    Yazıdan sonra kalkıp soğuk su içtim ama yine de kendime zor geldim. iyiydi!

  3. blank

    reklamcılıköğrencisi

    SWOT can olmuş can 🙂