Her şey, Temmuz 2012’de falan başlamış olacak ki ofiste bir müzik çalmaya başladı. Komiklikler, şakalar. Biz orada ciddi kurumsal işler yapıyoruz (excelleri giriyoruz açıkçası) arkadan “Hoppa Gangnam Style” diye bir ses. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm şey ise garip bir dans, böyle elleri yumuk yumuk olmuş bir sürü ciddi insan, olduğu yerde zıplıyor.

“Gangnam” dedikleri şey ise Kore’de bir semt ismi. Bizim Nişantaşı’ndaki görgüsüz ağabeylerimiz, ablalarımız gibi, bir koltuğun yerini değiştirmek için adam çağıran paşa torunlarının muhiti. Adam kalkıyor bu insanlarla dalga geçiyor. Sosyal medyada yayınlayarak ağır eleştirilerde bulunmuş. “En fazla ülkede bir kaos yaratırım” diye düşünmüştür. Aralık 2012 tarihinde, izlenme sayısı 1 milyarı aştı. Gerçekten, çok fazla ünlü oldu. Popüler bir akım yarattı. Adam, popülerliğin gözüne vurunca sonradan eleştirdiği ne varsa uzaklaştı, hatta alenen inkâr etti. Diğer ülkelerde neler oldu bilmiyorum ama Billboard Awards’ta bile kendine yer açtı. Tabii ki bizim memlekette iş başa düştü. Önce jingle’lar uyarlandı, kıyafetler kopyalandı. Fakat kişisel olarak hala anlayamadığım detay ise,

Örneğin:

“İnanmıyorum, ‘Gangnam Style’ şarkısı bu markanın jingle’ı! O zaman, mutlaka almalıyım.”

Yani ne biliyim gerçekten böyle düşünen birileri var mı? Hele ki 75 milyon içerisinde öyleyse, ay ben gülerim.

Şubat 2013 tarihindeyiz. Ben dâhil tüm Türkiye gençliği ve diğer yaş grupları bu akıma hâkim. (Sanırım önceleri ulaşamadığım ciğere “Mundar” demişim. Ancak inkar etmiyorum, ben de içten içe bayılıyorum) En psikolojik travmayı 70’lik dedelerin sokakta bu dansı yapması yarattı, Bu da şahsi hislerim. Sonra tahtın yeni varisini açıkladılar. Amcanın biri mesleğini Londra sokaklarında icra etmeye çalışırken, sosyal medyanın oyuncağı oldu. Kısaca bilgi vermem gerekirse; Londra’ya ekmek parası için gelmiş bir balıkçı daha iyi satış yapabilmek için, “One pound fish’” diye bir şarkı bestelemiş. Devir zor tabii. Ancak aynı devrin sosyal medyası ile akıllı telefonlarını işin içine katamamış olacak ki soluğu klip çekimlerinde almış. Bunun devamında ise ilk 48 saatte gelen 1 milyon izlenme rekoru…

 Bu rekoru televizyonda yapamazsınız, paylaş butonunun gücünü asla küçümsemeyin…

Peki, neden başarılı oldu?

Baskın İngiliz popülasyonuna göre çok tatlı bir Pakistan aksanı var. Özellikle şarkı kısa, öz ve akılda kalıcı. Klibini izlerseniz gayet halk kahramanı pozisyonunda, bir de kendi kültürüyle harmanlamış görsel bir şölen ile karşılaşacaksınız.

Ayrıca yurtdışında birkaç ülke (özellikle Avrupa’da) görenlerin en net hissedebileceği şey (yazar burada hava atmıyor) hizmet sektörünün ölü oluşu. Öyle satıcılar, öyle garsonlar var ki, “Neden bunu satın almıyorsun?” diye azarlayacak kıvamda. Öyle garsonlar var ki düşman başına…

Bunların aksine, bu adam güler yüzlü ve neşeli. Sloganının bu kadar çok tutmasının sebeplerinden biri de bu. Alışıla gelmemiş bir davranış. Özellikle balık satmak için bu kadar ilginç bir yol seçen bir adam, tek videoyla 13 milyona yürüdü, koştu hatta aldı başını gitti.

Türkiye’de neden tutmadı?

Tüm bunlara rağmen Türkiye’de çok rağbet görmedi ya da görmezden gelindi diyelim. Sosyal medya tek tük haberini geçti. Ancak benim naçizane yorumum: Bizim balık sektöründeki ağabeylerden çekinildiği için, en ufak bir reklam ajansı bu melodiyi ya da bu tarz bir balıkçı figürünü resmedemedi.

Düşünülünce bizim bu tarz meslekler biraz kült. Laz esprilerinden öteye de pek fazla gidemez.
Gitse bile Beşiktaş Balık Pazarı’nda bunu öğrenip kazan kaldıracak balıkçılarla yakından tanışıklığım var. Maazallah mesleğimiz, kültürümüz elden gidiyor diye kovalayabilirler.

Son olarak ise;

Şimdi size en garip ve en çözemediğim vakadan bahsetmek istiyorum. “Harlem Shake” nedir, ne değildir anlayamadım. Ancak biraz araştırma yapmayan birinin söyleyebileceği kadar kırıcı şeyleri de söylemek istiyorum. 30 saniyelik standart sürede, bir tane insan evladı, dansla ile huzursuz bacak sendromu hastalığının göstermiş olduğu belirtiler arasında dans ediyor. Evet, dans ediyor. Sonra öyle bir şey oluyor ki kitleler kapılıyor peşine. Gerçekten zekice bir şey olduğuna inandım ve birkaç kaynak taradım.

Dedim ya inandım!

“Gangnam Style”da yapabilecekleriniz sınırlı. Yaratıcı olan, “PSY. Balıkçı Amca” desen, o orijinal bir fikir. “Harlem Shake” ise tamamen “Kendimin patronu olacağım” felsefesi üzerine kurulu. Patron sizsiniz, hatta patron çıldırsın…

Belli bir kural yok. Belli olan tek şey, Baauer’in “Harlem Shake” parçası. Kimsenin herhangi bir kural koymamasına rağmen, kararlaştırılmışçasına 30 saniyede bitiriyorlar. Muhtemeldir ki şöyle bir diyalog sonrası çekilen bir video:

— Bütünlemeye kaldık.
— Ee hadi madem bir Harlem…

Devamlı yinelenebilir bir şey olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım. Teknik olarak devamlı nakarat geçen şarkılardan bir farkı yok. Ayrıca o kırılma noktasının mantığını çözmek, teoriyi kanıtlamaktan daha zor. Kırılma anından kastım, herkesin aynı anda o garip hareketlerin çekimine girmesi. Neye göre, kime göre çıldırıyorlar anlatması güç.

 O an genellikle 13 ile 16. saniyeler arasında başlıyor. (Birkaç video tecrübem oldu da…)

 Neden başarılı oldu?

İsmi enteresan bir kere… Her yerde “Abi çok güzel” yorumları gani gani. Zaten açıp, neler olduğunu anlamak için bir 15 saniye harcıyorsunuz. “Hadi bari ben de deneyeyim” diyerek, aktiviteyi virüs gibi yaymaya devam ediyorsunuz.

 Tekrar ediyorum: Paylaş butonunun gücüne inanın!

 Türkiye’de alıp başını gitmesi an meselesi. Tahmin yürütmem gerekirse, en marjinal takılan kot firmaların ve enerji verdiği iddia edilen içeceklerin reklamlarında tercih edilir. Benim asıl beklentim, bizim üniversite öğrencileri herhangi bir yabancı ülkede çekilen videonun cüretkârlığına cesaret edebilecek mi? Gerçekçi yaklaşırsak, sokakta bunu yaptığınızda, kadraja bir emminin,  dayının girmesi an meselesi olabilir…

Yoksa biz en başından bu halay başı olayını devam mı ettirsek?

Konuk Yazar: Fazilet Başoğlu

Leave a Reply

1 comment

  1. blank

    leyla

    hehe one pound one fish i yeni gördüm muhteşemmiş o da