blank

Doğruluğuna inanmadığım bir görüş: “Hiç konuşulmamaktansa, olumsuz konuşulmayı yeğlerim!” Yayınlanan herhangi bir reklamı izledikten sonra, reklam hakkında yapılan olumlu ya da olumsuz eleştirileri okuyarak, dinleyerek ilham alırım.

Reklam ve reklamcılık yeri geldiğinde acımasızca eleştirilere açık olmalıdır. Son zamanların reklamlarını izlerken fikrimi paylaşmaktan kendimi alamadım. Rahatsızım. Eğitim hayatım boyunca yurt içinde var olan ‘en kreatif’ çalışmaları, ve daha çok yurt dışında akıl kamaştıran o en şahane çalışmalarla yoğrulduktan sonra bu sektöre aslında kim yön veriyor diye merak etmiyor değilim.

“Hedef kitle kimlerden oluşuyorsa, ona göre reklam mesajı belirlenir ve aktarılır” gölgesine sığınılmasını da artık yadırgıyorum.

Bir yanda prodüksiyonuna milyonlar harcanarak hazırlanan basit reklam filmleri, diğer yandan harika bir mesajı – hedef kitle kim olursa olsun – saçma sapan senaryolarla aktarma hevesi…

Ekranlarda çeşit çeşit örnekler…

Sahnede Fiat Fiorino ve Kusursuz Kadınlar

Reklam ticari araç Fiat Fiorino’nun reklamı… Araç seyir halindeyken “birbirinden güzeller” araca hayran hayran bakıyorlar. (Yazarken bile gülüyorum.) Dış seste Selçuk Yöntem: “Eşiniz asla yalnız gitmenize izin vermeyecek.”

Otomobil reklamlarında görmeye alışık olduğumuz kadınların hep benzer şekilde kullanılmasından hâlâ usanmadılar. Daha çok ticari araç olarak tercih edilen Fiorino ve Fiorino’ya hayran kalan güzel kızlar… Bir kadın, ticari bir araçtan ne denli etkilenebilir ki? Bir aracın tasarımının daha şık olması bu mesajla mı aktarılmalıdır?

Fiat, Punto reklamları ile doğru ilerliyorken neden böyle reklamlara izin vermekte? Hep bir soru…   Hazır söz konusu Fiat iken ve reklamda kadın kullanılıyorsa; aşağıdaki de Fiat reklamı… Ama yabancı! Daha fazla konuşmayacağım. (:

Tek Geçerim (!)

O eski şarkıları hala dinleniyor mu bilemiyorum ama reklamda Mustafa Sandal’a özenen bir “ajan”ın varlığı söz konusu. Ünlü kullanımında markalar ve ajanslar ne kadar sağlıklı davranıyor, meçhul…

Mustafa Sandal’ın toplum karşısında rol model olarak pek de doğru bir tercih olmadığını söylemem yanlış olmayacaktır sanırım. Reklamda kullanılan şarkılarla, seneler önce yayınlanmış bir reklam olsa yine hoş karşılınabilir. Ama bu haliyle sevimsiz.

Reklam metinleri alışılageldik… Sanki aynı gün içinde tasarlanıp, çekimlere başlanmış gibi. Asıl merak ettiğim, markalar büyük bütçelerle sahnelere çıkıyor. Peki gereken özeni ne kadar gösteriyorlar?

Reklamları izlerken, değerlendirirken “bunun bir amacı olmalı” diye düşünüyorum, fakat birçoğunda o amacı bir türlü keşfedemediğim çok oluyor ve bu sektörde kimler çalışıyor? Ekrana takıldıkça karşımıza çıkan, olumsuz eleştirdiğimiz bir sürü reklamı yaratanlar kimler?

“Biz bunun okulunu okuduk!” Okuduk, öğrendik. Ve çoğu zaman yerli olmayan çalışmalar sokuldu gözümüze. “Sizler de bu çıtayı yakalamaya çalışacaksınız!” diye söylendi. Peki şimdiki yaratıcı süreçlerde başrol oynayanlara hiçbir şey söylenmedi mi, gösterilmedi mi? Sorgularım!

Son olarak:

Sadece konuşulmak mı, yoksa olumlu konuşulmak mı?

Ben cevabı biliyorum!

Sevgiler,

Konuk Yazar: Hüseyin Ay

Leave a Reply

6 comments

  1. blank

    Pelin Ergün

    Hüseyin, aslında yaratıcı ekibin değil biraz müşterinin dediği oluyor.
    Hiçbir yaratıcı ekip sanmıyorum ki önceden yapılmış işi yapıp sunsun müşteriye.
    Sipariş, ünlü kullanalım, erkek-araba güç ilişkisi ve klasik ona tav olan kadın senaryosuyla taçlandıralım şeklinde gelmiş olabilir. Kimi brief’ler daha tanımlı daha sınırları çizili geliyor. “Sky is the limit” değil çoğu zaman.
    Mustafa Sandal’ı reklam ise yine aynı örnek, ünlülü komik senaryolar(Turkcell, TTnet, Pepsi…vs)daha çok tutuyor bu ara demek ki.
    Bana sorarsan çıkabiliyorsan yurtdışına çık, oralarda yap bu işi.

  2. blank

    Kaan

    Eline sağlık Hüseyin. Hep bildiğimiz noktalara bir kez daha değinmişsin.

    Pelin, Fiorino’nun derdini anlatabildiği daha şık reklamları da bulunmakta. Tam da burda sorgulanması gereken; müşterinin dediği mi, yaratıcı ekibin dediği mi oluyor?

    Kitlelere ne sunulursa, kitleler ona göre şekillenir. Tutacak reklamlar, en güzel şekilde sunulmaya çalışılırsa, izlenmeye değer bir şeyler ortaya çıkar.

    Yukarıdaki yazıdan benim anlamaya çalıştığım; markalar eleştirileri dikkate alarak kendine yön vermeli.

    Çık yurtdışında yap bu işi demek işin kolayına kaçmak değil midir?

  3. blank

    Pelin Ergün

    Müşterinin dediği oluyor tabi ki:)
    Bu tarz reklamlar görünce bendirek “Heh, müşteri işi!” diyorum.
    Yurtdışındaki reklam sektöründe “Müşteri velinimettir” anlayışı çoktan aşılmış olduğu için işlerin kreativitesi daha ön planda.
    Biz sunumlarda şekilden şekile giriyoruz fikir kabul ettirmek için, edeceği yoksa etmiyor.
    “Marka benim, en iyi ben bilirim” anlayışı değişmeli. Markalar düzgün kreatif ajans desteği almak istiyorsa ajansları uyarlamacı değil çözüm ortakları olarak görmeliler, güvenmeliler. O zaman daha çok yaratıcı reklamlar izlemeye başlicaz.
    Ama bu ne zaman olur bilmiyorum.

  4. blank

    demir

    odul odul odul dıye yaratıcılık dıye kendınızı yırtıyorsunuz bakın hulusi dericiye ne odulle ugrasıyor ne de yaratıcılıkla ama calısanını memnun edıyor- kolelık ınsanın ruhunda varsa onu kole edecek bı network ıllakı bulunur

  5. blank

    selimkucukkutlu

    Yazı çok güzel olmuş ama yazıda ve altındaki yorumlarla ilgili 2 şeye takıldım. Şöyleki Fiorinonun rakiplerinden ayrışan özelliği ne ki daha mı fazla yük alıyor? Müşteri isteği vesaire olabilir yurtdışında bu tip işler farklıda olabilir de ajans ve müşteriden önce yurtdışındaki tüketiciyle buradaki tüketici de farklı kısır döngü… BP’de Mustafa Sandal O Ses Türkiye’de olmasaydı popülerliği ile ilgili kısma takılmazdım ama kılık kıyafetiyle 90’lardan çıkmış bi tipin Mustiyi takip etmesi çokta saçma değil keşke 2 arabayıda aynı yapsalarmış bizde Musti’nin arabasının fazla gitmesini benzine daha rahat bağlasaydık. 2 filmde ooo yee dedirtmiyor sadece bizim tv’de dönecek reklama ihtiyacımız var 🙂

  6. blank

    alternatifkolik

    İş kötü olunca nedense suçlu hep müşteriler oluyor. Şu ünlü kullanımlarına gereksiz paralar verileceğine, o paralar ile iyi bir fikri birleştirirsin ortaya harika iş çıkar hem herkes bayılır, hem sen tatmin olmuş olursun. Geçin bu müşteri bahanelerini, ajanslarda tutunabilmek için yedirdiğimiz onca çalıntı ya da düz mantık fikirleri ben bilirim. Örneğin bir Canal +, bir Direct TV işleri gibi fikir bulamadığımız için suçlusu hep müşteri. Hayır TV yi geçtim, basın ilanı olunca da durum aynı. Fikir yoksa, değiştir yapıştır.