The Cup (Kıtalararası Reklamcılık Festivali) Sizce Doğru mu Yapıyor? [Young Cup Üzerine]

blank
blank

The Cup (Intercontinental Advertising Cup) ilk olarak 2011 yılında İstanbul’da düzenleniyordu. O zamanlar sektörün içine girmeye çalışan reklamcılık 2. sınıf öğrencisi olarak çok heyecanlanmıştım.Gençler için ücretsiz katılabilecekleri bir yarışma yapmışlardı. “Sen olsan sana nasıl ulaşırsın?” idi yarışmanın adı. Son derece zekice, hem katılanın hem de düzenleyenin faydasına olan bir yarışmaydı. Büyük bir heyecanla onlarca fikir düşündüm ve son olarak birisine odaklanarak kendimce güzel bir iş çıkarttım. İşi yolladım, beklemenin heyecanıyla yaşamaya başladım. Bir süre sonra bir telefon aldım ve telefondaki kişi yarışmayı kazandığımı, katılıp katılmayacağımı sordu. İnanamadım, “şaka yapmıyorsunuz değil mi?” dedim.

Şaka değildi, gittim. O zamana kadar, hayatımda katıldığım en profesyonel organizasyondu. Reklamcılık adına kimi büyük olarak düşünüyorsanız o oradaydı. Ajansların başkanları, kreatif direktörleri, yazarları… Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en iyileri oradaydı. Karpat Polat’la, Aytül Özkan’la orada tanışmıştım. Ünlü olmasalar da işin içinde olan kişilerle tanışıp, tavsiyeler almıştım. Yani, o dönemlerdeki ben için bir rüyayı yaşayıp bitirmiştim ve seneye olacak organizasyonu iple çekmeye başlamıştım. Ancak bu sefer katılım için Facebook’a bir slogan yazıp onun için “like” toplamak gerekiyordu. Bunun adına da yaratıcı slogan diyorlardı…

Neydi yaratıcı olan, arkadaşlarına en iyi yalvarma cümlesi kurmak mı? “Sen benim sloganı beğen, ben de senin sloganı beğeniyim.” diye teklif sunanlar oluyordu bana (benim katılmadığımı bilmiyordu). Büyük hayal kırıklığı ile gelmişti, o heyecanla beklediğim organizasyon. Ulaşabildiğim yetkililerine yazdım. “Bu yanlış, yaratıcılığın ölçütünü like olarak görüyorsanız neyin ödülünü veriyorsunuz?” dedim. Ama haliyle kimseden bir dönüş olmadı. Bence bu durumun reklamcılığı gerçekten isteyen gençleri olumsuz olarak harekete geçirmesi gerekirdi. Ancak gençlik kendisine biçilen rolü oynamaya devam etti.

Bazen düşünüyorum da acaba katıldığım, “Sen olsan sana nasıl ulaşırsın?” yarışmasına gönderilen işlerden birinde, “Slogan yazdırıp like ettirirdim.” cümlesi mi geçmişti?

Gerçekten saygılarımla…

Konuk Yazar: Mehmet Göktepe

Leave a Reply

3 comments

  1. blank

    Seray Çırak

    aynısını efes kendine blogger ararken yapmıştı. en çok beğenilen yazının yazarı efes bloggerı olacak dendi. haliyle ben de ne kadar tanıdık varsa topladım ve en çok like alan yazının sahibi oldum açık ara. ama blogger seçilmedim. son anda “en uzun süre okunan” gibisinden bir şeye çevirdiler. sonradan öğrendim ki ankara’da olduğum için aslında kafadan elenmişim.

    like ile seçilmekse kesinlikle mantıklı değil. yarışanlar arkadaşlarına söylesin, onlara ulaşmış olalım kafası var. jüri seçimi, jüri oylaması en iyisi.

  2. blank

    didem

    kesinlikle katılıyorum

  3. blank